sözleriyle ortaya koyduğu hakikatlere göre iç dünyamızda duyduğumuz, duyacağımız his ve zevklerimizi değerlendirmeli, test etmeli, varsa sünûhât ve mevâhib-i rabbâniye, onları da bu çerçevede yorumlamalıyız.
Burada, konuyla alâkalı, mevzuu tavzih adına şu hususların ifadesi de yararlı olacaktır: Bütün kevn ü mekânları muhît, tabiat ve mâverâ-yı tabiat âlemlerini kuşatan, bütün ilâhî tecelliyât ve tezâhürâtın mahall-i ifâzası bulunan ve Kur’ân’da اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى6 fermân-ı sübhanîsiyle işaretlenen melekûtî Arş hakikati; onun –bî kem u keyf– berisinde sıfât-ı fiiliyenin mahall-i tecellîsi ve emr u nehy hakikatlerinin mahall-i zuhûru, Arş’a nisbeten daha dar alanlı ve “Hazreti Kürsî” unvanıyla yâd edilen bir diğer yüce âlem; latîfe-i rabbâniye ve sır kahramanlarının “el-berzahu’l-kübrâ” dedikleri, merâtib-i esmâ-yı ilâhiyenin müntehâsı, a’mâl ve ulûmun son serhaddi “Sidretü’l-müntehâ”… gibi âlemlerin her biri, izâfî ve zıllî birer Hazîretü’l-Kuds mâhiyetindedir. Evet, Hakk’a nisbetleri açısından idrakinden âciz bulunduğumuz bütün bu ulvî âlemler –bî kem u keyf– o münezzeh, mukaddes ve mâneviyat üstü mânevî âlemi işaretlemektedir.
Müntehîler, ilimleri, mârifetleri, muhabbetleri ve aşk u iştiyaklarıyla hep o âleme müteveccihtirler ve her zaman değişik tecellî dalga boyunda o âlem ve âlemlerden gelecek vâridâta muntazırdırlar; onunla vardırlar, onunla bahtiyardırlar.
Dipnotlar
- 6“O’dur Rahmân, rubûbiyet arşına istivâ eden, kâinata hükümran.” (Tâhâ sûresi, 20/5)