İçeriğe geç
Yemez, içmez, zaman geçmez berîdir cümleden Allah.
Tebeddülden, tagayyürden, dahi elvân ü eşkâlden,
Muhakkak Ol müberrâdır, budur selbî sıfâtullah.
Ne göklerde, ne yerlerde, ne sağ u sol ne ön ardda,
Cihetlerden münezzehtir ki hiç olmaz mekânullah.”

sözleriyle ortaya koyduğu hakikatlere göre iç dünyamızda duyduğumuz, duyacağımız his ve zevklerimizi değerlendirmeli, test etmeli, varsa sünûhât ve mevâhib-i rabbâniye, onları da bu çerçevede yorumlamalıyız.

Burada, konuyla alâkalı, mevzuu tavzih adına şu hususların ifadesi de yararlı olacaktır: Bütün kevn ü mekânları muhît, tabiat ve mâverâ-yı tabiat âlemlerini kuşatan, bütün ilâhî tecelliyât ve tezâhürâtın mahall-i ifâzası bulunan ve Kur’ân’da اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى6 fermân-ı sübhanîsiyle işaretlenen melekûtî Arş hakikati; onun –bî kem u keyf– berisinde sıfât-ı fiiliyenin mahall-i tecellîsi ve emr u nehy hakikatlerinin mahall-i zuhûru, Arş’a nisbeten daha dar alanlı ve “Hazreti Kürsî” unvanıyla yâd edilen bir diğer yüce âlem; latîfe-i rabbâniye ve sır kahramanlarının “el-berzahu’l-kübrâ” dedikleri, merâtib-i esmâ-yı ilâhiyenin müntehâsı, a’mâl ve ulûmun son serhaddi “Sidretü’l-müntehâ”… gibi âlemlerin her biri, izâfî ve zıllî birer Hazîretü’l-Kuds mâhiyetindedir. Evet, Hakk’a nisbetleri açısından idrakinden âciz bulunduğumuz bütün bu ulvî âlemler –bî kem u keyf– o münezzeh, mukaddes ve mâneviyat üstü mânevî âlemi işaretlemektedir.

Müntehîler, ilimleri, mârifetleri, muhabbetleri ve aşk u iştiyaklarıyla hep o âleme müteveccihtirler ve her zaman değişik tecellî dalga boyunda o âlem ve âlemlerden gelecek vâridâta muntazırdırlar; onunla vardırlar, onunla bahtiyardırlar.

اَللّٰهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ.
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ أَشْرَفِ الْخَلْقِ أَجْمَعِينَ الْمَبْعُوثِ لِكَشْفِ طِلْسِمِ الْكَائِنَاتِ وَعَلَى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ أَصْحَابِ الْفَوْزِ وَالنَّجَاةِ.
209