Çok az bir kesim, Kur’ân-ı Kerim’in “Levh-i Mahfuz”dan dünya semasına indirildiği ilk durağın “Beytü’l-İzzet” olduğunu söylerler ki, burası da ilâhî beyanın haricî vücud nokta-i nazarından ilk tecellî alanı olması itibarıyla metâf-ı kudsiyândan sayıldığından, ikisinin ayniyetine gidilmiş ve Beyt-i Mâmur’a, Beytü’l-İzzet denmiş.
Sofîlerden bazıları, Beyt-i Mâmur’u, “bekâ billâh maallah” kahramanlarının kalbi diye yorumlamış ve Arş u Kürsî’de olduğu gibi izafî olanı ya da izdüşümü hakikî ve aslî gibi mütalâa etmişlerdir. Aslında Sidretü’l-Müntehâ’nın Beyt-i Mâmur’la, Beyt-i Mâmur’un Kâbe ile ve kademe kademe hepsinin mü’min kalbi ile bir alâkası vardır ve bir mânâda kalb hem bir Arş hem bir Sidre hem bir Beyt-i Mâmur hem de Beytullah’tır. Elverir ki o kalb “kalp” olmayıp “kalb” olsun…