İçeriğe geç

Beyt-i Mâmur, Kur’ân’da üzerine yemin edilen kutsal mekânlardan biridir15; arzın göbeği ve beled-i emînin gözbebeği Beytullah da onun arzdaki aksi olarak diğeridir. Biri göktekiler metâfı, diğeri arzdakilere bir mahall-i tavaf.. göklerde “Beyt-i Mâmur” deyip dönenlerin aynı zamanda Kâbe’nin pervaneleri olmadığı söylenemez; arzdaki semavîlerin Beyt-i Mâmur’a tâzimlerini iletmedikleri de iddia edilemez. Nazargâh-ı ilâhî olan bu iki beytin tavafında da tâif ve ziyaretçinin Hakk’a özel bir teveccühü ve teveccühüne iltifat alması söz konusudur. Bu mukaddes mekânlara yolu düşenler Hakk’a misafir olmuş sayılırlar. Böyle bir bahtiyarlığa ermiş olanlar da kendilerini âdeta bir diriliş çağlayanına salmış olurlar; olur ve ebedî hizlân diyeceğimiz küfür ve dalâlet gibi mutlak bir haybetten –inşâallah– kurtuluverirler. Evet, Beyt-i Mâmur’a eren ve imandan kaynaklanan bir cehde bağlı Beytullah’ı gören, dalâlet ölümüyle ölmez ebedâ.

En sağlam kaynaklar Beyt-i Mâmur’un göklerin üstünde olduğunu kaydederler. Sahabeden bazıları ve müfessirîn-i kirâmdan bir kısmı ise onun, Hz. Nuh (alâ nebiyyinâ ve aleyhisselâm) dönemine kadar Kâbe’nin bulunduğu yerde ya da mânevî bir bağla Beytullah’la iltisak içinde bulunduğunu, o devrin insanlarının ona gereken saygıyı göstermemeleri ve tufan hâdisesinin zuhuruyla, Allah tarafından, semada Kâbe’ye muhâzî bir yere kaldırıldığını söylerler ki gayba ait böyle bir şey karşısında bize, “İşin hakikatini Allah bilir.” demekten başka bir şey düşmez.

Seleften bazılarının, Kâbe’yi ayn-ı Beyt-i Mâmur görmeleri bir anlamda kabul edilse de, –Allahu a’lem– bu, izdüşümle aslın birbirine iltibasından kaynaklanmaktadır ve Kur’ân’ın ilk ve ikinci kez indiği yerleri bir görmeye dayanmaktadır.

80