Âlim, ufku itibarıyla ilâhî; ârif-i billâh ise rabbânîdir. İlim, âlimin ufku ve hâli olmasına mukâbil; irfan, ârifin mâverâlara açık melekûtî yanının bir derinliği sayılmıştır. Aslında o, ilimlere, fenlere bakar mı bakmaz mı bilemeyiz ama baktığında her nesneye arka planları itibarıyla bakar. İlm-i zâhir erbâbı ise, eşya ve hâdiselerin neye bakıp neyi gösterdiklerini okumadan daha ziyade, bir kısım naturalistlerin yaptıkları gibi sadece kalıplarla meşgul olur da, onların özünü ve gâyesini göremezler; göremez de مَنِ ازْدَادَ عِلْمًا وَلَمْ يَزْدَدْ زُهْدًا لَمْ يَزْدَدْ مِنَ اللّٰهِ إِلَّا بُعْدًا3 mazmununca âlâ-yı illiyyîn yolunda esfel-i sâfilîne sukut ederler.
Dipnotlar
- 3“Kimin ilmi arttıkça zühdü de artmazsa, o ancak Allah’tan uzaklığına uzaklık katmış olur.” (el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 1/59; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/304)
180