Mevzuu hulâsa edecek olursak; kâinattaki hayat her şeydir ve Hazreti Hayy u Kayyûm’a bakmaktadır. Cenâb-ı Hakk’ın hayatı, hayat-ı zâtiye ve hayat-ı sermediyenin ta kendisidir. Evet O’nun hayatı, başka bir ruhla değil, Kendi Kendiyle kâimdir. Mahlûkattaki ruh ise, sebeb-i hayat bir cevherdir. Melekler cism-i latîf olmaları itibarıyla müteayyin birer ruh ile kâimdirler. Letâfetlerinden onların hayatları da ruhları gibidir. Bu açıdan da bazıları, onların fenâ bulmasını cisimlerin fenâ bulması şeklinde değil de, bir gaşy ve bayılma türünden olacağına hükmetmişlerdir. Böyle düşünenler, bir mânâda ruhları da aynı şekilde mütalâa etmiş, onların fenâ bulmalarını da gaşy ile yorumlamışlardır. Onlara göre ruhlar, âlem-i emirden zîşuur ve basit birer kanun-u emrîdirler. Dolayısıyla onlar, belli parçacıklardan meydana gelmiş mürekkepler gibi çözülüp dağılmadan, münkariz ve mütelâşî olmadan masûndurlar, ama وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ “Sûra üflenince göklerde ve arzdakiler ölür ve yerle bir olurlar.”42 medlûlünce, onların da o dehşetengiz ahvâl içinde gaşy hâliyle dahi olsa, bir ölüm köprüsünden geçecekleri mukadderdir.
Sofîlere göre, ruh dediğimiz hakikat, birbiriyle mütelâsık ve fakat farklı çerçeveleriyle, tıpkı bir külliyenin üç ayrı fakültesi gibi, ayrı ayrı mevhibelerin meclâsı üç farklı buudu bulunan bir vâhiddir:
Birincisi; ruh-u zât diyeceğimiz rahmânî ilk tecellîdir ki, esbab açısından canlıyı meydana getiren unsurların özel durumları ve belli konumlarıyla kâim görünen ruhtur.
Dipnotlar
- 42Zümer sûresi, 39/68.