İçeriğe geç

Ruh-u Âzam’a, bütün kâinatları kuşatan hayat tecellîsi diyenler olduğu gibi, vahidiyet tecellî dalga boylu celâlî celevat veya تَنَزَّلُ الْمَلٰۤئِكَةُ وَالرُّوحُ “Ceste ceste melekler ve ruh iner.”38 âyetine dayanarak, mübarek bir gün ve gecede, mü’minlere vesile-i inşirah olmak üzere inen “Ruh-u Âzam-ı Küllî” şeklinde yorumlayanlar da olmuştur. Ayrıca O’na mebde ve müntehânın mazhar-ı tâmmı, “akl-ı evvel”, “nefs-i külliye” diyenler de az değildir. İşin aslına bakılacak olursa, menba-ı feyz-i enbiyâ ve mürselîn kabul edilen, künhü nâkâbil-i idrak Ruhü’l-Kuds gibi Ruh-u Âzam-ı Küllî de bizim için bir mevcud-u meçhul mahiyetindedir.

Aslında, her insanın ruhu bir mânâda melekûta açıktır ve ona bakmaktadır ki, erbabı bu zaviyeden bir bakış, duyuş ve sezişe “feth-i karîb” demişler; sıfât-ı sübhaniye ve âlem-i ceberûta nâzır kalbin ihsas ve imtisaslarına “feth-i mübîn” unvanı vermişler; âlem-i lâhuta müteveccih bulunan sırrın müşâhedelerini de “feth-i mutlak” pâye-i mübecceli ile yâd edegelmişlerdir.

197