İçeriğe geç

Nimetlerin kaynağına vukûf ve ruhun böyle bir teveccühteki iltifatı kavraması sayesinde sâlik, tasavvurlar üstü bir haz derinliğine ulaşır, hatta nikmetleri dahi birer nimet gibi hissetmeye başlar ki, böyle bir mazhariyet belli bir meşrep ve mizaçtaki bazı ruhlar için laubalilik ve şatahat kapılarını aralamasına mukabil, seyr u sülûklerini “Sünnet-i Seniyye” rehberliğinde sürdürenler, her zaman temkinle televvünü bir arada duyar ve ilâhî ahkâma inkıyatla, Hakk’a yakınlıklarını mehâfet ve mehâbetle süsler, yer yer ilim ve mârifet kanatlarıyla vilâyet semasının derinliklerinde pervâz eder ve “Her şey Sen’den” diyerek kilometrelerle ifade edilmeyecek bir irtifâı, sonsuz mahviyetle bir arada götürürler; götürür ve sürekli hâlden hâle intikal içinde temkin kâsesi ile televvün yudumlarlar.

Bunun ötesinde son bir adım daha atabilenler için, eşya ve hâdiseler bütün bütün silinip gider.. mazi-müstakbel birbirine karışır.. vakit ve zaman dediğimiz izafî şeyler de Hazreti Sahibü’l-Vakit’in nâmütenâhîliğinde eriyerek sâlike bakan yönüyle tamamen yok olur.. ve bu vadide yolculuğunu sürdüren sâlik, “cem” televvünlerini zevk ederek, her şeyin “tecellî-i vahidiyet” içindeki mütelâşî manzarası karşısında, hayret buudlu bir istiğrak, ürperten bir dehşet, hatta tecellîyi tezahüre karıştırmak gibi bir ruh hâleti yaşar ki, işte böyle bir zirve, insanın duygu, düşünce ve zevk âleminde pek çok iltibasa kapıların aralandığı bir noktadır.. ve böyle bir noktada bazı mizaçlar, tecellî-zuhur iltibasına girdikleri gibi, damlayı derya, zerreyi güneş, sıfırı sonsuz ve hiçi de her şey görerek

أَنَا الْحَقُّ، مَا أَعْظَمَ شَأْن۪ي، مَا فِي الْوُجُودِ إِلَّا اللّٰهُ، مَا ثَمَّ مَوجُودٌ عَلَى الْحَقِّ إِلَّا اللّٰهُ

gibi sözler söyleyebilirler.. hem de temkin, tedbir ve fark mülâhazasının yol vermemesine rağmen söyleyebilirler.

82