İçeriğe geç

Bu nokta, her şeyin Hazreti Vacibü’l-Vücud’a, ayne’l-yakîn seviyesinde zuhur makamı olması itibarıyla, zâhirî sebepler bütün bütün silinip gitmeseler de, saadet ve necat gibi önemli meselelere sebep olmaları görünümünü yitirir ve matlaşırlar. İman, tasdik, mârifet, muhabbet gibi bâtınî sebeplerin duyuluş ve hissedilişleri daha bir artarak ve derinleşerek devam eder. Onun içindir ki hakikî bir hak yolcusu, seyr u sülûk-i ruhanîde terakki ettikçe, ibadet ü taata karşı şehvet ölçüsünde bir düşkünlük göstermeye başlar.. mârifet ve muhabbeti arttıkça, dua ve münacatlarıyla coşar ve Hak dergâhının her zaman şakıyan bir bülbülü hâlini alır; oturur-kalkar ve kalbinin diliyle hep O’nu mırıldanır. Ama, ne burada durup öteleri temâşâ etmesi ne de kuşlar gibi göklerde kanat çırpıp mesafelerle savaşması, onun mebdeden müntehâya mahviyet, tevazu ve hacalet içinde sürdürdüğü kulluktaki temkin ve âhengine asla zarar vermez.

Hazreti Vacibü’l-Vücud’un zâtına tahsis buyurduğu tevhide gelince; o, evvelâ enbiyâ, sonra da asfiyâya mahsus bir mazhariyettir.. ve bizim için böyle bir mârifet ve zevk ufkunu tam idrak edip duymak da imkânsız gibidir; zira o, Rabb’in, kendi rubûbiyetine şâyeste ve

شَهِدَ اللّٰهُ أَنَّهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ… الخ23 , اَللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُ… الخ24 , هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ…الخ25 , إِنَّن۪ۤي أَنَا اللّٰهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا أَنَاۨ فَاعْبُدْن۪يۙ… الخ26

gibi âyetlerle ifade buyurduğu “tevhid-i tâmm”ı, erbabının dupduru gönüllerine ifâzası ve onlara gönül dilleriyle bunu seslendirme imkânını bahşedip hususî bir tevhidle şereflendirmesi; şereflendirip o engin ihsanlarını, onların aczlerinin çehresinde daha bir derinleştirmesi, sonra da bu incelerden ince hususu,

225