Yolun başındakilerin temekkünü; sağlam niyet, ulü’l-azmâne irade, kaynağından gelen tam bilgi ve yolun yol rehberiyle yürünmesine bağlıdır. Yani, maksat, rıza-i ilâhî; azık, Ehl-i Sünnet anlayışı içinde dinin hayata hayat kılınması ve yolun da Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın rehberliğinde sürdürülmesidir ki; bunu: Gaye, Allah; maksad, O’ndan gelenlere karşı duyarlı olup olabildiğince titiz yaşamak; yol da değişik türden ifratlar ve tefritlere karşı istikamet ifadesi kabul edilen sırat-ı müstakîmdir.
Kendini tamamen Hakk’a adamışların temekkünü; kalben ağyâr münasebetlerinden sıyrılıp, her an sinesini Hak tecellîleri için pak tutmak suretiyle hazır bulunarak, ilâhî vâridleri avlamakla meşgul olmaktır ki; Hz. Hakkı:
tembihleriyle bu gerçeğe parmak basar.
Ârif-i billâh olanların temekkünü; makam-ı cem unvanıyla da ifade edilen ihsan şuurunun en kâmil mânâda duyuluş ve hissedilişiyle sürekli murâkabe hâlidir ki, “fenâ fillâh” ve “bekâ billâh”ın tam tahakkukuyla elde edilir ve bu sayede, hak eri kendi feyiz kaynağına muttali olarak teveccüh-ü tâmmeye erer ve ciddî bir iştiyak içinde tam bir hayretle hep O’na yönelir.. vücud ve devamının, O’nun vücud ve kayyûmiyetinden beslendiğini duymaya başlar; başlar ve Rehber-i Ekmel’in ziya-i feyziyle ne vücudiyeye ne de şuhûdiyeye girmeden عَلَيْكُمْ بِسُنَّت۪ي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِد۪ينَ الْمَهْدِيّ۪ينَ5 ile çerçevelenen hakikat dairesinden, her şeyin varlığının da bekâsının da O’ndan olduğu mülâhazasıyla kendini daha bir güçlü, daha bir yerleşik hissederek, tam bir bekâya mazhariyetini, tam bir fenâdan geçtiğini itiraf ve ifade sadedinde:
Dipnotlar
- 5 Tirmîzî, ilim 16; Ebû Dâvûd, sünnet 6; İbn Mâce, mukaddime 6.