Bazıları bu evsâfı; sırrın, kalbde zuhurunun sebepleri ve dâîleri saymışlardır ki; Allah, o kalblere dini kabul, varlık ve birliğini ikrar, öteleri tasdik ve peygamberlerini de iz’an imkân ve ortamını hazırlayınca, onlar da bu imkânı en iyi şekilde değerlendirerek, sır mevhibesiyle ulaşmaları gereken hedefe ulaşmaya çalışırlar.. veya Allah, onların, bu latîfeyi çok iyi değerlendireceklerini bildiğinden, hususî atâsıyla bu mevhibeye açık gönülleri mâmur kılar; kılar zira O, أَلَيْسَ اللّٰهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِر۪ينَ“O şükürle gerilenleri en iyi bilen değil midir?”2 hakikatinin biricik sahibidir.
Bu itibarla da onunla bazen; إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْعَبْدَ التَّقِيَّ الْغَنِيَّ الْخَفِيَّ“Allah takva ile serfiraz, mâsivâdan müstağni ve gizli enginlikleri olan kulları sever.”3 sözlerinin müfâdı.. bazen de:
“Nice saçı-başı dağınık, kapı kapı kovulan ve asla önemsenmeyen kimse vardır ki, (herhangi bir hususla alâkalı) Allah’a yemin etse, Allah onu yemininde yalan çıkarmaz.”4 beyanıyla resmedilen muallâ ve müberrâ gönül murad edilir.
Sırla alâkalı yukarıdaki beyanın ışığı altında, sır ehli de üç bölümde mütalâa edilmiştir:
Dipnotlar
- 2 En’âm sûresi, 6/53.
- 3 Müslim, zühd 11; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/168, 177.
- 4 Müslim, birr 138, cennet 48; Tirmîzî, menâkıb 54.