3. Makam-ı cem’le müşerref ârifin gaybetidir ki, böyle bir zirveye terakki eden hak dostu, kendini, kendi ahvâl ve makamatını duyup hissetmediği gibi, Hazreti Zât’ın “Sübühât-ı Vech”iyle tamamen kül olup savrulduğundan, bazen Hazreti Esmâ ve Sıfât’ı bile mülâhaza edemeyecek kadar istiğrak içinde bulunur ki, böyle bir ruh hâletiyle o, zaman zaman, “vahdet-i vücud” düşüncesini hatırlatacak kelimelerle, yer yer de “vahdet-i şuhûd”u işmam edecek beyanlarla içini döker; hatta bazen, panteizmi ve monizmi hatırlatacak sözler sarfeder ki; böyle bir yaklaşım, zevkî ve hâlî bir hususu, hakikate karıştırmaktan başka bir şey değildir. Hayret ve dehşete açık bu makama ait duygularını merhum Abdünnâfi şöyle ifade eder:
Aynı zamanda bu makam; Cenâb-ı Hakk’ın esmâ ve sıfatlarıyla bilinmesinin ötesinde, Zât’ını Zât’ıyla bilme mertebesidir ki; buna, Hazreti Zât’ın Zât’ıyla bilinmesi, Zât’ına Zât’ıyla istidlâl edilmesi, Zât’ına Zât’ıyla ulaşılması ve هُوَ الْأَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ1 isimlerinin halitasıyla remzedilen, ne cisim ne araz ne cevher ne mütehayyiz; yemez-içmez, üzerinden zaman geçmez; tebeddülden, tagayyürden, elvan u eşkâlden münezzeh ve müberrâ, biraz da bazı meşrebler için mezelle-i akdâm sayılan, kemmiyetsiz, keyfiyetsiz en ekmel bir Zât-ı Akdes mülâhazasına bakan ve sükût içinde kalbin hayret dolu gözlerine temâşâ ümidi salan en yüksek mertebelerden biridir.
Dipnotlar
- 1 “Evvel O’dur, Âhir O. Zâhir O’dur, Bâtın O.” (Hadîd sûresi 57/3)
- 2 Âl-i İmrân sûresi, 3/8.