İçeriğe geç

Sofîler, Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Musa’nın, Rabbiyle mülâkat hazırlığı adına kırk günlük tasfiye faslını,1 “erbaîn” de diyebileceğimiz “çile”ye bir me’haz ve mesnet kabul ettikleri gibi, İsrailoğulları’nın bir yerde zaaf gösterip, savaştan geri durmalarına karşılık, hem bir ceza hem de daha sonraki mücadeleleri adına bir hazırlık olması açısından, kırk yıllık “Tîh” hayatlarını2 da önemli bir kaynak kabul ederler. Hıristiyanlık’ta da Paskalya öncesi kırk günlük bir perhiz dönemi vardır ki, işte bu, onlarda da farklı bir “erbaîn”in var olduğunu gösterir. Her din ve sistem taraftarı, erbaîn’i farklı yorumlayıp farklı yaşasa da, semavî dinler ve gayri semavî organizasyonların hemen hepsinde çilenin var olduğu söylenebilir. Hatta tam kırk gün olmasa da, Kitap ve Sünnet’le müeyyed bulunan itikâfı da böyle bir tecrid ve tecerrüd hamlesi içinde zikretmek mümkündür.

Ayrıca, bu konuda hem İslâm dünyasında hem Yahudilik ve Hıristiyanlık âleminde hem de Müslümanlar arasındaki farklı mezhep ve düşünce sistemlerinde ister çile unvanıyla, ister erbaîn nâmıyla, hem nefislerin tezkiyesi hem de ruhların terbiyesi adına, belli bir süre için bir tecrid ve tecerrüdden, bir halvet ve inzivadan hep bahsedilegelmiştir. Bizim dünyamızda böyle bir tasfiye ve tezkiye şimdiye kadar hep çilehâne veya halvethânelerde gerçekleştirilmiştir; başkalarınınki de, kendilerine mahsus mâbedlerin bir köşesinde…

240