Berk, vuslat yoluna girmeye izin olması itibarıyla, hak yolcusuna bir seyahat “start”ı sayılır ve “seyr ilallah” adına evvelâ, Cenâb-ı Hakk’ın veli namzedi kuluna, îtâ ve azametini duyurması; ve o kulun da bu hususta kendi aczini, fakrını duyması, Allah’a olan muhabbet ve alâkasını hissetmesi, fâniyât ve zâilâtla ünsiyete bedel “üns billâh”a açılması gibi ilk vâridâta işaret sayılabilir. Ayrıca, yol meşakkatine ve mekânın vahşetine karşı, Tur’da Hazreti Musa’nın mazhar olması nev’inden, sâlikin bir şeyler duymaya ve vahşeti de ünsiyete çevirmeye ihtiyacı vardır. Evet, berke, ünsün halâveti, yolda bulunmanın merâretine mukabil gelsin diye bir “mağrem” ve “mağnem” dengesi nazarıyla da bakabiliriz.
Sâniyen, berkle huzur hatırlatılarak, sâlike temkin sinyali verilir ve bu sinyalle onun gönlüne “Hazîratü’l-Kuds”e girme tedbir ve temkini atılmak suretiyle iç âleminde rağbet kadar rehbet de uyarılır ki, hak yolcusu seyahatinde ne ye’se düşsün ne de şatahata girsin…
Sâlisen, berk dalga boyuyla gelen vâridât, Rabbin mülâtafe ufkundan, yolcuya yol azığı nev’inden bir ihsandır ki, gönderene bakan yönüyle bir vesile-i iftihar ve gönderilene ait yanıyla da bir netice-i iftikardır. Hak yolcusu bu mazhariyetini sürekli
“Onlara söyle, ancak Allah’ın lütfu ve rahmetiyle ferahlasınlar.”2 diyerek soluklar. Üzerinde eltâf-ı sübhaniyeyi düşünürken, “Her şey O’ndan” der ve “Elhamdülillâh” çeker.. ve bu ihsanlara liyakatsızlığı açısından da
der iki büklüm olur. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun: أَنَا سَيِّدُ وَلَدِ اٰدَمَ وَلَا فَخْرَ“Ben insanoğlunun efendisiyim, bunda fahr yok.”3 sözü bu gerçeği câmi bir kristaldir.
Dipnotlar
- 2 Yûnus sûresi, 10/58.
- 3 Tirmîzî, tefsîru sûre (17) 18, menâkıb 1; İbn Mâce, zühd 37.