İçeriğe geç

selemiz, hedefimiz bu olmalıdır. Ne kadar büyük işlerle meşgul olursak olalım, yaptığımız her şeyi Allah’a bağlamalı, dantelamızı O’na göre örgülemeli, nakşın merkezine O’nu yerleştirmeliyiz. Ülkeler fethetme, cihana hükmetme, insanları sevk ü idare etme gibi şeyler bizim asıl meselelerimiz olan bu işlerin yanında çok küçük kalır.Evet, madem dünya bizim için bir müstevda’dır, geçici bir yerdir, biz de tavrımızı ona göre ayarlamalıyız. Dünyanın cazibedâr güzellikleri karşısında başımız dönmemeli, bakışımız bulanmamalı. Ebedî burada kalacakmış gibi dünyaya gönül vermemeliyiz. Zira dünya ve mafihadan geçmeyen, üns billah hakikatine ulaşamaz. Burada Fuzulî’nin şu mısralarını hatırlayabilirsiniz:

“Hikmet-i dünyâ vü mâ-fîhâ bilen ârif değül Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâ-fîhâ nedür.”159

Dünya ve içindekilerin hikmetini bilen kimse ârif değildir. Ârif o kimsedir ki bilmez dünya ve içindekiler nedir.

Üns Billaha Ulaşma Vesilemiz Olarak İbadetlerimiz

Allah’a kulluğumuzun ifadesi olan ibadetler, üns billaha ulaşabilmenin önemli bir vesilesidir. Mesela insan namazla bu ufku yakalayabilir, Allah’a yaklaşabilir, O’na –tabiri caizse– enis ü celis olabilir. Zira namaz, müminin miracıdır. Fakat huşû ve hudûdan yoksun olarak gaflet içinde eda edilen, şekle ve alışmışlığa kurban giden, rükûnleri derince duyulmayan bir namazın bunu kazandırması zordur. Allah, rahmetinin enginliğiyle bu namaza da değer atfeder, onu da zayi etmez, fakat böyle bir namazla üns billah ufkuna seyahat edilemeyeceği açıktır.Orucun da Rabbimizle münasebete geçme mevzuunda ayrı bir yeri vardır. İnsan, evrad u ezkârla ayrı bir yere otağını kura-

240