İçeriğe geç

leriyle anlatır. Onun bir oyun ve oyalanmadan ibaret olduğunu; zevklerinin, menfaatlerinin kısa ve gelip geçici olduğunu bildirir. İki yerde “müstevda” ve “müstekar” kelimeleri kullanılarak başka mânâların yanında dünya ve âhirete de işaret edilir.157 Dünya insan için bir “müstevda”dır, yani onun emaneten durduğu geçici bir yerdir. Onun gideceği ve asıl karar kılacağı yer yani “müstekarrı” ise âhirettir. Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisinin dünya ile alâkasını anlatırken, uzun bir yolculuğa çıkan, kısa bir süre bir ağacın altında gölgelenen, sonra yoluna devam eden kimsenin misalini verir.158

Kur’ân’da ve Sünnet’te dünyanın geçici bir yer olduğu, onu daimî bir mekan görüp ona takılıp kalmak suretiyle aldanmamamız gerektiği ısrarla beyan edilse de çokları, dünyayı daimî gibi görüyor, sımsıkı ona bağlanıyor ve bu yüzden asıl bağlanılması gereken şeyleri terk ediyor. Âhirete giden bu yolda yürüyen insanlar, buranın yalnızca bir yol ya da yolda uğranılan bir uğrak yeri olduğunu unutup dünyanın bağlarına, bahçelerine, yeşilliklerine, güzelliklerine takılıp kaldıklarından, gidecekleri asıl yeri unutuyorlar. Kalbler dünya sevgisiyle dolunca hakiki sevgiye yer kalmıyor. Nihayet geçici dünya metaıyla ünsiyet edenler, üns billaha mazhar olamıyor.Dünyevileşmenin sâri (bulaşıcı) bir hastalık gibi her tarafa yayıldığı günümüz dünyasında her ortamı bir sohbet-i Cânân meclisi hâline getirmek, insanların ilgi ve dikkatlerini bir kere daha Ulûhiyet ve Rubûbiyet hakikatlerine çekmek ayrı bir önem arz ediyor. Bu işe öyle hasr-ı himmet etmeliyiz (odaklanmalıyız) ki, ne kadar önemli olursa olsun O’nun dışındaki şeyleri unutmalıyız. Hatta i’lâ-yı kelimetullah adına bir kısım meseleleri görüşmek için bir araya geldiğimiz ortamlarda bile öyle bir sohbet-i Cânân’a dalmalıyız ki tam kapıdan çıkacağımız esnada birileri bize niçin toplandığımızı hatırlatmalı. Bizim asıl derdimiz, me-

239