Murad-ı İlahi Esastır
MURAD-I İLAHÎ ESASTIR
Allah’a güvenen, sa’ye sarılan, hikmete râm olan kimseler işin sonunda mutlaka zaferyâb olurlar. Bugün olmasa yarın, burada olmasa ötede… Ne var ki insanoğlu aceleci bir fıtrata sahip olduğu için arzu ettiği güzelliklerin hemen gerçekleşmesini, vaadedilen nimetlerin hemen gelmesini arzu eder. Bu olmayınca da çoğu zaman ümitsizliğe kapılır. Kişi, imanı da kuvvetli değilse kendi muradını ilahî muradın önüne geçirerek Allah’ın hoşnut olmayacağı duygu ve düşüncelere girer.Gönlümüz ister ki; Cenab-ı Hakk’ın eltaf-ı sübhaniyesi ve teveccühat-ı ilahîyesi (Allah’ın lütuf ve teveccühleri) müminlerin başlarından aşağıya her daim sağanak sağanak boşalıp dursun. İlahî yardım her zaman onlarla birlikte olsun, Cenab-ı Hak onları hiç boş ve yalnız bırakmasın. Bu tür düşünceler bir mümin olarak insanın Allah’a güvenmesinin, yardım ve inayeti O’ndan beklemesinin bir neticesidir ve bunda hiçbir mahzur yoktur. Yeter ki her işte murad-ı ilahîyi esas alalım, onu her zaman kendi arzu ve isteklerimizin önünde ve üstünde tutalım. Her işimizde murad-ı sübhaniyi esas almak, “Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, nebi olarak Hz. Muhammed’den razı ve hoşnuduz.” hakikatine saygının bir ifadesidir.