İçeriğe geç

Ne kadar arzu ederiz ki birkaç asırdan beri ağlayan müminlerin yüzleri gülsün. Onlar da sabikûn-u evvelin (kendilerinden önce gelenler) gibi rahmet-i ilahîyeden istifade etsinler. Yaşadıkları perişaniyet son bulsun, yeniden derlenip toparlansınlar. Asliyet olmasa bile en azından zılliyet planında Râşit Halifeler dönemi bir kere daha yaşansın. Yeryüzünde hak, adalet, hürriyet bir kere daha hâkim olsun. Bunları birer gaye-i hayal görür, bir taraftan bunları tahakkuk ettirme adına koşturur durur, diğer yandan da dua dua Allah’a yalvarırız.Ne var ki oldukça masum, haklı ve yerinde görünen bu tür taleplerimizin içinde bile nefsin karıştığı şeyler olabilir. “Cenab-ı Hakk’ın teveccühü sağanak sağanak Müslümanların başından aşağıya yağsın.” derken bile nefsimize hisse çıkarıyor olabiliriz. Allah için yaptığımızı düşündüğümüz amellerin içinde dahi nefis ve şeytanın bir dürtüsü bulunabilir. Onların hile ve tuzaklarından emin değiliz. Nasıl olabiliriz ki koca Yusuf

Nebi bile, ِوَ مَآ اُبَرِّ ئُ نَفْس۪ ىۚ اِنَّ النَّـفْسَ اَلَ َمَّارَةٌ بِالسُّ وٓءNefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz ki nefis kötülüğü emredicidir.”174 demiş ,nefse itimat edilemeyeceğini söylemiştir .Bu yüzden nefisten emin olmamak gerekir .Nefsinden emin olan kendi emniyetini yitirmiş olur.Bu demek değildir ki ümmet-i Muhammed ve insanlık adına kendi muradımızı ortaya koymayalım. Elbette bir mümin, iki üç asırdan beri sineleri ızdırap içinde kıvranıp duran Müslümanların bugüne kadar maruz kaldıkları sıkıntılardan sıyrılmalarını arzu eder. İster ki mağdur (gadre uğramış), mazlum (zulüm görmüş) ve mehcurların (tehcire maruz kalmış) dünyasında da şafaklar sökün etsin, güneşler doğsun. Bu konuda Allah’a yalvarıp yakarır, Allah’ın rahmetinin genişliğine, fazlının enginliğine güvenerek istediğini O’ndan ister. Bu isteklerinin bir gün kabul olacağına, kışın ardından bir bahar geleceğine gönülden inanır. Fakat

267