İçeriğe geç

Ulûhiyet de onun enisi olur. Bu yüzden sözcük daha ziyade üns billah şeklinde kullanılır.

Üç Buutlu Mekânın Ötesi

Üns billaha erenlerin Cenab-ı Hak’la farklı ve derin bir münasebeti olur. Böyle bir münasebet, insanın duygu ve düşüncelerine, beyanına, tavırlarına, hâl ve hareketlerine tesir eder. Onun gözünde dünyanın, dünyanın fâni yüzüne bakan cihetiyle bir önemi kalmaz. Ne yuva ne evlad ü ıyal ne de dünya serveti onu Allah’tan koparabilir. Bu mazhariyete eren biri, çok farklı bir ufkun insanı olmuş demektir; derecesine göre üç buutlu mekânın ötesine geçerek buutlar üstü âlemlerde seyran edebilir. Ne var ki böyle bir makamı kazanmak kolay değildir. Bu, ciddi bir ceht ü gayrete bağlıdır. Öncelikle bir müminin üns billah ufkunda seyahat etme gibi bir hedefinin olması gerekir. Bu konumu elde edebilme adına o, iradesinin hakkını vermeli, sürekli kendini zorlamalı, duygu ve düşüncelerini gözden geçirmelidir. Her ne olursa olsun laubaliliğe prim vermemeli ve olabildiğince bu işe kilitlenmelidir. Duygularıyla, düşünceleriyle, latife-i rabbaniyesiyle, sırrıyla, hafisiyle, ahfâsıyla Cenab-ı Hakk’a teveccüh etmeli, her daim O’na yaklaşma yolları aramalıdır. Bunları yapana, kapalı kapılar açılır ve o kendisini “bî kem u keyf” (kemiyetsiz ve keyfiyetsiz; tarif ve tavsifi mümkün olmayan tarzda) Cenab-ı Hak’la beraber bulunuyor gibi hissedebilir. Allah’a inanan bütün müminler üns billaha namzet olsalar da böyle bir konumu ihraz etme sağlam bir imana, engin bir marifete, derin bir kulluğa bağlıdır.

“Müstevda” ve “Müstekar”

Üns billaha mazhar olmak, öncelikli olarak dünyanın gerçek mahiyetini kavramaya ve dünya sevgisini kalbden çıkarıp atmaya bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim, dünyanın gerçek yüzünü farklı yön-

238