İçeriğe geç

Dini neşretme ayrı bir mükellefiyet, onu koruma ise daha ayrı bir mükellefiyettir. İşte Uhud’da da sahabe, bu koruma mükellefiyetini yerine getirmek için kılıca sarılıyordu. Bu koruma kahramanlarının arasında Mus’ab (radıyallâhu anh) da vardır. O gün elinde kılıç akşama kadar savaşır; hem öyle savaşır ki, melekler dahi ona gıpta ederler. Bir ara Mus’ab yediği kılıç darbesiyle yüzüstü yere düşer. Hemen bir melek onun suretine girer ve Mus’ab’ın kavgasını devam ettirir. Akşam üzeri Allah Resûlü ona hibaten: “Mus’ab!” diye seslendiğinde melek: “Ben Mus’ab değilim yâ Resûlallah!” der. İş anlaşılır, Mus’ab çoktan şehit düşmüştür.3

Biraz sonra Allah Resûlü ve bir grup sahabe, Mus’ab’ın nâşının yanına gelmişlerdir; gelmişlerdir ama, onun iki kolu da omuzundan kopuktur. Boynuna inen kılıç darbesi, başını gövdesinden koparacak kadar şiddetli gelmiştir. Evet, bu mübarek başı gövdeye bağlayan sadece birkaç liftir. Ve sanki Mus’ab, yüzünü bir yerden saklar gibidir.4 Meselenin bundan sonrası zayıf bir rivayette şöyle anlatılır:

94