İçeriğe geç

Bir gün de Hâtim, İmam Tanafisî’nin ziyaretine gider. O da devrinin büyük âlimlerindendir. Aynı zamanda devlet ricaliyle de yakın teması olduğu için, hayat standardı lüks denecek seviyededir. Hâtimü’l-Esam: “Efendim, der, ben sizin huzurunuzda bir abdest alsam da siz de bir baksanız. Yanlışım varsa beni ikaz etseniz.” Bir ibrik ve leğen getirtilir. Hâtimü’l-Esam abdest almaya başlar. Ancak yüzünü yıkarken dört defa yıkar. Tanafisî, “Üç defa yıkayacaksın. Dördüncüsü israftır…” diye hemen müdahale eder.

Zaten o da bu sözü beklemektedir. Abdest almayı bırakır ve: “Benim yüzümü bir kere fazla yıkamam, yani bir avuç fazla su kullanmam israf oluyor da, senin bu sarayda, bu debdebe ve ihtişam içinde, şöyle halılar üstünde bütün bir hayatını geçirmen israf olmuyor mu? Yoksa İslâm bize israfı sadece abdest için mi haram kılmıştır?” der.5

Tanafisî de büyük bir âlim ve aynı zamanda faziletli bir insandır. Ancak, devlet ricaliyle olan yakın teması onu böyle bir hayat anlayışına sevk etmiştir. Yaşadığı bu hayat, tebliğ ve irşad adamının hayat tarzına uymadığı için Hâtimü’l-Esam onu da ikaz ve irşad etmeyi düşünür.

Günümüzde ise böyle lüks hayat yaşayanlar, maalesef, ekseriyetle yanlış bir telakki yüzünden bu öldürücü zemine kaymaktadırlar. Kendileri farkına varmasalar da, görülen o ki, özlerini bulamamış bu insanlar, şahsiyetlerinde yarım kalan yerleri lüks hayatla tamamlamak istemektedirler. Bu ise, tamamen aşağılık kompleksinden kaynaklanmaktadır. Şahsiyetiyle bütünleşmiş bir insan, böyle basit vesilelere tenezzül etmez. İrşad ve tebliğ adamı her şeyden önce şahsiyetiyle bütünleşmiş bir insandır. Bu itibarla da onun böyle lüks bir hayata talip olması düşünülemez.

175