İçeriğe geç

İslâm’ın kendine göre bir ticaret ve iktisat ahlâkı vardır. Müslüman, ticarî ve iktisadî hayatını bu ahlâk çerçevesinde götürme mecburiyetindedir. O, riba alıp-veremez, ihtikâr yapamaz, spekülatif faaliyetlere giremez. O, zümreleri kayırıcı ve orta sınıfı ortadan kaldırıcı her türlü ahlâk dışı davranışların dışında kalmak mecburiyetinde, alışverişinde de ölçü ve dengeyi korumak zorundadır. Müslüman, İslâm’ın geçerli mal olarak kabul ettiği şeyin dışında, hiçbir şeyi emtia kabul edemez. Yine o, kendi ticarî hayatının bu şekilde yerleşik ve yaşanır hâle gelmesini temine çalışmalıdır; daha doğrusu çalışmak mecburiyetindedir. İşte “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker”in, bir de böyle bir yönü vardır. Bu sayede Müslüman, tefeciliğin, karaborsanın, ihtikârın ve diğer ticarî münkerâtın beline darbe vurmuş olacak ve o cemiyet içinde dinin yasak ettiği şeyler neşv ü nemâ ile gelişme zemini bulamayacaklardır.

Evet, İslâm’ın da, her sistem gibi, hayatın bütün sahalarına ait getirmiş olduğu prensipleri vardır. Ticarette, ailede, sosyal münasebetlerde vs. Meselâ aile; İslâm’a göre ailede nikâh şarttır. Nesil, nikâh yoluyla çoğalmalıdır. İslâm’ın yaşandığı ortamda zina ve fuhşun yeri yoktur. Çünkü zina ve fuhuş, cemiyeti tahrip eden en korkunç hastalıklardandır. İslâm ise, cemiyet hayatını tahribe yönelik her türlü eylemin karşısındadır.

Aile içinde, ana-baba ve çocukların birbirlerine karşı tutum-davranış ve mesuliyetleri de İslâmî prensiplerle zapturapt altına alınmıştır. Aile ve yuvanın korunması hususunda İslâm çok hassastır. Dolayısıyla yuva mefhumunu yıkmaya yönelik her zihniyet ve anlayış, İslâm’ı karşısında bulur. Zaten neslin heder olmaması için de bu birlik şarttır.

48