O hâlde, “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” vazifesini yapanlar, مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ“Kim Allah’ın yüce adını yüceltmek istikametinde mücadele-mukatele ederse, işte o Allah yolundadır.”1 hadisi fehvâsınca, Allah (celle celâluhu) adının yücelmesi uğruna yapılan mücadele, verilen kavganın sadece Allah için olacağını düşünüp, başka emel ve gayelerin bu hâlis işe karışmamasına dikkat etmeli ve “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” vazifesini bu temel prensip üzerine kurmalıdırlar. Millet ve insanlık yolunda bugün açılan her müessese ve ileride şartların gerektirdiği ölçüde kurulacak olan daha başka ne gibi teşekküller olacaksa, bütün bunlarda asıl gaye; hep bu kudsî vazifeyi kudsiyetine yakışır seviyede yerine getirmek olmalıdır.
Milletimize ulaştırılacak her hizmet hamlesi yetişen gençliğin, mânevî boşluklarını doldurucu ve onların ruh yapılarını aslî hüviyet ve safvetine döndürücü mahiyette olmalıdır ki, ilhad ve anarşinin neşv ü nemâsına ve içimizde kök salmalarına meydan verilmiş olmasın. Bizim her hizmet hamlemiz onlar için bir dalgakıran olmalıdır. Fikir, düşünce ve faaliyet adına onları durdurmanın, sadece durdurma değil; bitirip tüketmenin de tek çaresi budur.
Şunu da mutlaka ifade etmeliyim ki; eğer biz bugün bu boşluğu dolduramaz, ilhad ve anarşiye karşı kollarımızı bir makas gibi açıp, “Burası çıkmaz sokak, buradan geçemezsiniz!” diyemezsek ecdadımızın, kendisine düşmanlık besleyenleri, vatana ve vatan sınırlarına sokmamak için verdiği kavgaların, yaptığı muharebelerin hiçbir anlamı kalmaz. Onlar göğsünü, düşmanların top, gülle ve süngülerine karşı siper edip bu uğurda yüz binlerce şehit vermişlerdi. İşte böyle önemli bir mücadelenin mânâsı kalmaz, derken ben, bunu kendi akıbetimiz açısından söylüyorum; yoksa elbetteki onlar, amellerinin mükâfatını, zerresi dahi zâyi olmadan göreceklerdir.
Dipnotlar
- 1 Buhârî, ilim 45; cihâd 15; Müslim, imâret 149-151.