Bazen sizin ızdırap dolu bir iniltiniz, onun kendine gelmesine ve boşluğunu duymasına sebep olabilir. Her hâlde, bir insanı kendine getirici o iniltiden, o ızdırap yüklü feryattan veya bir çift güzel sözden daha kıymetli hediye de olamaz! Öyle bir söz veya inilti ki, onun daha sonraki bütün yanlış gidişlerine “Dur!” diyecek ve onu istikamete sevk edecektir. Kötüden iyiye yönlendirici, insanın önünde iyiden şehrahlar açıcı bu hediye, “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker”in ta kendisidir. Ve bence hediyelerin de en kıymetlisi odur.
Buhârî ve Müslim, ittifakla şu hâdiseyi naklederler:
“Hayber muhasarası günlerce sürdü. Müspet hiçbir netice alınamıyordu. Hayber yahudileri bütün güçleriyle direniyorlardı. Bir gün Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, o, Allah ve Resûlü’nü; Allah ve Resûlü de onu sever.”1 buyurdu. Bu bir sahabi için müjdelerin en büyüğüydü. Herkes bu pâyenin kendisine ait olmasını arzu ediyordu. Evet, onlar mü’min kardeşini her meselede kendi nefislerine tercih edebilirlerdi. Meselâ, son nefeste ve en çok muhtaç olduğu bir anda ağzına götüreceği bir yudum suyu, yanındaki kardeşi “Su!” diye inlediği için, ona götürülmesini isteyebilirdi.2 Malını, mülkünü, her şeyini, mü’min kardeşine seve seve verebilirdi.3 Ama bugün söylenen söz, Allah ve Resûlü tarafından sevilme garantisinin müjdesiydi. Hiç kimse onu kaçırmak istemez ve o mevzuda kardeşini kendine tercih edemezdi.
Dipnotlar
- 1 Buhârî, fezâilü ashâb 9; Müslim, fezâilü’s-sahabe 32-35.
- 2 el-Hâkim, el-Müstedrek 3/270; İbn Abdilberr, el-İstîâb 3/1084.
- 3 Bkz.: Buhârî, menâkıbü’l-ensâr 3, nikâh 7, büyû’ 1; Tirmizî, birr 22.