Ortada Kur’ân hakikati gibi büyük bir hakikat var. Ona karşı bir kısım vazifelerle mükellefiz. Ama mükellefiyetimiz sadece onu muhafazadan ibaret değildir. Belki bu lüzumludur, fakat zarftan ziyade mazrufa, yani sandıktan çok içindeki hazineye saygılı olmak lâzımdır. Kur’ân’ı bir kılıfa koyup evimizin en seçkin köşesine asmakla Kur’ân’a karşı saygılı olma vazifesini yapmış olamayız. Size hükümdardan bir mektup gelse, o mektubu öpüp başınıza koyup, hiç okumadan bir tarafta mı saklarsınız, yoksa hükümdar ne istiyor deyip mektubu hassasiyetle açıp, gayet dikkatle okur musunuz?
İşte Hükümdarlar Hükümdarı, Mâlikü’l-Mülk olan Hazreti Allah, size bir mektup göndermiş; öyle bir mektup ki, sizin için hayatî önem taşıyor ve içinde, hem dünyanızla hem de ahiretinizle alâkalı meseleler var. Siz bunu alsanız, saygıyla öpüp başınıza koysanız, sonra da kaldırıp rafa yerleştirseniz, acaba o Hükümdarlar Hükümdarı’nı memnun etmiş olur musunuz?
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, hayatınızı nizam altına alasınız diye, size bir şeref ve lütuf olarak gönderilmiş bir ‘Nâme-i Hümayun’ yani ilâhî bir mektuptur. Allah (celle celâluhu) gönderdiği bu nâmede: وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِٓي اٰدَمَ“Andolsun ki Biz, insanı çok şerefli yarattık.”10 buyurmaktadır.
Evet, bizler Kur’ân-ı Kerim’le şereflendirildik. Zira Kur’ân’sızlara Allah: كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا“Onlar emekleyen hayvanlar gibi, belki onlardan daha aşağıdırlar.”11 diyor. Demek ki, kalıbıyla insan olma, o şerefi kazanmaya yetmiyor; senin şerefinin içinde, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’a sahip çıkışının hissesi çok büyüktür. وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِٓي اٰدَمَ“Andolsun ki Biz insanı çok şerefli yarattık.” diyen Allah (celle celâluhu), Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’la sana değer verdiğini anlatmış oluyor.
Dipnotlar
- 10 İsrâ sûresi, 17/70.
- 11 Furkan sûresi, 25/44.