İlk defa o iyi bir şey tatmış ve sinesine iyi bir şey indirmiştir. Ve güzel hâliyle onu okuduğu içindir ki etrafa da bir koku sinmiştir. Etraf da bu kokunun tesirinde kalır.
Mekke, mü’minleri sinesinde barındırmaz hâle geldiği zaman, Hz. Ebû Bekir de barınamayanlar arasında bulunuyordu. Tıpkı kendisinden evvel giden arkadaşları gibi o da Habeşistan’a hicret etmeyi düşünmüştü. Yolda İbnü’d-Dağinne isimli bir müşrikle karşılaştı. İbnü’d-Dağinne sordu:
– Nereye ey Ebû Kuhafe’nin oğlu?
– Kavmim beni kovdu. Artık beni aralarında barındırmak istemiyorlar.
– Senin gibisi Mekke’den nasıl çıkarılır? Sen, fakirlerin imdadına koşar, dul kadınlara el uzatır, yetimlerin elinden tutarsın. Evet, senin gibi bir insanı Mekke’den çıkarmak, Mekke’yi senin gibi bir kıymetten mahrum etmektir. Gel benim himayeme gir, seni koruyayım.