Kur’ân, turunç gibi tatlıdır. Bu tadı tadan ona âşık olur. Kur’ân’ın bir de kokusu vardır… Kim o kokuyu duysa meczup Mevlevî gibi Kur’ân’ın etrafında pervaz etmeye başlar. İşte bu, gerçek mü’minin hâlidir. Kur’ân, onun ruhunda, kalbinde ve ağzında böyle en güzel mânâsını bulmuş olur.
Kur’ân okumayan mü’mine gelince: وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْاٰنَ مَثَلُ التَّمْرَةِ لَا رِيحَ لَهَا وَطَعْمُهَا حُلْوٌ“Kur’ân okumayan mü’min de hurma gibidir. Onun kokusu yoktur fakat tadı vardır, tatlıdır.”
Böyle bir mü’min imanın tadını tatmasına ve Kur’ân’ın halâvetine ermesine rağmen, Kur’ân’ı okumadığından dolayı etrafa tesir edemez ve çevresi de Kur’ân’ın o güzel kokusundan faydalanamaz. Bu sebeple Kur’ân mahsur kalır. O, mü’mindir, fakat Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın kokusunu, etrafa yayacağı nurları sınırlandırmış ve had altına almıştır. İşte bu da, Kur’ân okumayan, onun hakikatlerine ve inceliklerine bağlanmayan ve Kur’ân’ı neşretmeyen, anlayışı kısır mü’minin misalidir.
Allah Resûlü devam ediyor: وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْاٰنَ مَثَلُ الرَّيْحَانَةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ “Kur’ân okuyan münafığa gelince o, kokusu güzel ama tadı acı olan fesleğen gibidir. Kokusu güzeldir ama tadı can yakıcı acılıktadır.”
وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْاٰنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ لَا رِيحَ لَهَا وَطَعْمُهَا مُرٌّ “Kur’ân okumayan münafık ve ikiyüzlünün misaline gelince, o da Ebû Cehil karpuzu gibidir. Hiçbir kokusu yoktur. Tadı da çok acıdır.”