İçeriğe geç

Allah’ın merhameti daha çok yıkılmış, dilgir, perişan ve afetlere müptelâ bir insanın, o afet, belâ ve musibetlerden kurtulup halâs olması, ona iyi ve güzelin takdim edilip verilmesi şeklinde kendini gösterir. İşte bu keyfiyeti, Rahmân ve Rahîm ifade eder. Binaenaleyh, meseleyi birinci cihetiyle ele alacak olursak, Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücud azametle kâinatı çalkalıyor ve mevcudatı yokluk âleminden varlık âlemine çıkarıyor; ikinci şıkta ise, Allahu Teâlâ Hazretleri var ettiği her şeye kamet-i kıymetine uygun, hususî iltifatta, ihsanda bulunuyor ve herkesi nimetleriyle perverde ediyor.

b. Cenâb-ı Hakk’a İzafetle Rahmâniyet ve Rahîmiyet’in Mânâları

Rahmân ve Rahîm kelimelerinin ruhunda, “rikkat-i kalb” dediğimiz kalb inceliği, nefis meyli mânâları vardır. Yani rahmet ve merhamete muhtaç olanlara karşı, bir meyl-i nefsî, bir rikkat-i kalb ve bir şefkat olmaktadır. Ve sonra bu meyl-i nefsî, rikkat-i kalb ve bu şefkat saikiyle onlar hakkında düşünülmesi gereken düşünülür. Bazı tefsirciler, buradaki kalb rikkati ve nefsin meylini Zât-ı Bârî hakkında uygun görmediklerinden bunların lâzımını ve nimet vermenin sebebini düşünerek bu âyeti “Allah, haklarında hayır murad eder.” şeklinde tefsir etmişlerdir. Bunu biraz izah edelim:

129