Çalışıp gayret etmeksizin “mü’minim” ifadesi bize kurtuluş yolu ya açar ya da açmaz, ama bunun ihsan ve lütuflarda bulunmaya Cenâb-ı Hakk’ı zorlamayacağı muhakkaktır. Evet, O hiçbir şeye mecbur edilemez ve O’na mecburiyet isnat edilemez. Zira O’na hiçbir şey farz ve vacip değildir. Ama kudret ve iradesiyle işlediği şeyler de hikmetten hâli değildir. O, insanları sıfatlarıyla değerlendirir ve insanın iç âlemindeki derinliğe göre muamele eder. Bizler mantık-muhakeme, plan-program, ahlâk-ı İslâmiye vs. sahalarda evc-i kemal-i insaniyete çıkma yolunda değilsek, Allah’ın bir lütuf ve ihsanda bulunmayacağı açıktır. Bizler tembel ve miskin bir hayat sürüyor isek, bizim hakkımızda verilecek karar şimdi olduğu gibi mahrumiyettir, mazlumiyettir, mağduriyettir.
Evet, Cenâb-ı Hak insanları sıfatlarıyla tutup kaldırır, sıfatlarıyla batırır. Eğer kâfir, Cenâb-ı Hakk’ın mükâfatlandıracağı sıfatlarla muttasıfsa, o mükâfatını alacaktır; mü’min de kâfir sıfatıyla muttasıfsa, o da cezasını görecektir. Hâlbuki cehalet, bir kâfir sıfatıdır ve biz bugün, bu öldürücü sıfatın mahkûmuyuz.
İnşâallah, çekilen bu sıkıntılar bizi kendimize getirdiği ân, Kur’ân-ı Kerim’le beraber bu ilimler de mütalâa edilecek ve bu inhitat dönemi sona erecektir.
Eskiden beri söylenegelen “Kırk yamalı hırka, bir lokma ekmek” ifadesini sanki biz kendi varlığımızla bütünleştirmişiz. İsteyen şahsî hayatı adına bir İbrahim İbn Edhem, bir Bişr-i Hâfî gibi müstağni yaşayabilir. Buna kimse bir şey diyemez. Ancak, her fert kendi devletinin zenginliği için, “Ben bu işe dört elle sarılmalıyım.” düşüncesiyle, bütün gayretini bu uğurda sergilemek zorundadır. Bu anlayışla çalışıp kendi dünyamızı mamur hâle getirebildiğimiz ölçüde, Efendimiz’in “Fakirlik nerdeyse küfürdür.”25 dediği hastalıktan kurtulmuş olacağız.
Dipnotlar
- 25 İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 8/692; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 5/267; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 3/53.