Evet, âyet ve hadislerde bin bir güzelliğiyle tasvir edilen bu yer, sürekli insanların rüyalarına girmiş, hülyalarını süslemiş, destanlarına konu olmuş ve hep ulaşılması gerekli bir hedef gibi resmedilmiştir. O kadar ki bizler çoğu zaman, müşâhede ettiğimiz güzel bir yerin tasavvurlar üstü güzelliğine dikkat çekmek için, “Cennet gibi” tabirini kullanarak, bu iç tutkumuzu vurgulamaya çalışırız.
Aslında insanoğlunun üzerinde neş’et edip hayata uyandığı yer de, işte böyle “Cennet” gibi bir yerdir. Kim bilir belki de onun izdüşümüdür. Ama ne acıdır ki, bilerek veya bilmeyerek tali’siz bir devreden sonra insanoğlu, içinde yaşadığı bu cenneti kendi elleriyle tahrip etmiş, içinde yaşanılmaz hâle getirmiş ve şimdilerde “Yitirilmiş Cennet” tasvirleri yaparak yeni bir arayışa girmiştir.
Türkiye, içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde bahsettiğimiz tali’sizliği yaşamıştır. Bugün sadece Türkiye değil, onunla beraber aynı kaderi paylaşan bütün batı–doğu ülkeleri aynı hicran ve aynı arayış içindeler.
Şimdi de dinî değerlerimiz açısından tabiatın tahribi ya da korunmasına yönelik esaslara bir göz atalım: