İçeriğe geç

Bu ölçüyle günümüzü ve günümüzün insanlarını değerlendirdiğimizde, bu vasfa sahip kişileri bulmakta biraz zorlanırız. Ne var ki, bu durum bizi, kat’iyen ümitsizliğe sevk etmemelidir. Çünkü bu bir süreç işidir. Toplum, tabiî seyri içinde yol alıp geleceğe doğru ilerlerken, bu seviyeye geldiğinde, böylesi insanlar –Allah’ın izniyle– birden zuhur edecektir. Tarihte hep böyle olmuştur ve zannediyorum bundan sonra da böyle olacaktır. Öyle ise, bu türlü şeylere kafa yormamalı, zihnî ve amelî mesaimizi günümüz şartları içinde bize düşen şeyleri yapmaya yönlendirmeliyiz.

Televizyon Fantezisi

Günümüzde insanlar arasında televizyona çıkma fantezisi başladı. “Falan adam çıktı, ben de çıkayım, bana da bir imkân versinler ben de konuşayım…” düşünceleriyle hareket edilmekte ve bu durum, din adına yapılan tartışmalarda birçok hatanın işlenmesine sebebiyet vermektedir. Bütün bunlar karşısında bazen: “Keşke ilmî münazaranın afeti mevzuu bir kitap hâlinde işlense.” diye düşünürüm.

Doğrusu, milyonlarca insan karşısında bu duygularla hareket edip, İslâm’ı müdafaaya kalkışan insanların falsolarını, bilgisizliklerini gördükçe kahrımdan iki büklüm oluyorum. Bazıları dinin ruhundan uzak, kulak tırmalayıcı ifadeleriyle dini sevdirme yerine nefret ettiriyorlar ve dine karşı itimadı sarsıyorlar. Bu itibarla da, günümüz ilâhiyatçılarına büyük bir görev düştüğüne inanıyorum. Tabiî her şeyden evvel, ilâhiyatçıların kendilerini iyi yetiştirmeleri gerektiği kanaatindeyim.

Ardından, bilinen şeylerin hayata taşınması gelir. Bu, halk nazarında onları başka bir biçimde büyültecek ve yapılan tebliğ, irşad faaliyetlerini daha müessir hâle getirecektir. Böylece ilâhiyatçılar deniz üzerinde birer can kurtaran simit vazifesi görecek, çeşitli tehlikeler karşısında kendileri emin olmakla beraber, kendilerine sarılan insanların da batmasını önleyeceklerdir. Ancak bunun, günün imkânlarıyla mücehhez, iyi bir eğitim görmüş ilâhiyatçılarla mümkün olabileceği kanaatindeyim.

Bir Çeşit Muhtıra

143