İçeriğe geç

Ayrıca insan, miras bırakma hakkına sahip olması sebebiyle ailesini düşünüp çok daha candan ve istekle çalışır. Bu da üretime müspet yönde tesir eder. Bir diğer taraftan, kız alıp vermelerle ve bilhassa İslâm’ın teşvik ettiği uzak evliliklerle mal, belli sınıf ve zümrelerin elinden çıkar ve daha çok insana yayılır. Böylece miras yoluyla paylaşma ayrı bir denge unsuru vazifesi görür.

Ecdadımıza ait vakfiyeler, bu perspektiften değerlendirmeye tâbi tutulacak olursa, İslâm’ın nasıl ruhanî bir cemiyet tesis ettiği ve sağlam bir devlet temeli attığı çok daha iyi anlaşılır.

Zira Osmanlı devrinde vakfedilmiş arazi ve servet hemen hemen devlet bütçesine denk bir seviyede idi. Evet, o dönemde fert, kendi alın teri ve göz nuruyla kazandığı servetini milletin hayrına ve emrine âmâde kılıyor ve böylece dünyevî mülkünü ebedîleştiriyordu.

Ferdin, içinden gelerek ve büyük bir coşkuyla malını millet uğruna sarf etmesi şeklinde de tarif edebileceğimiz bu yol, paylaşmayı rahatlatıcı ve sistemleştirici en güvenilir yollardan biriydi.

Osmanlı Devletinde fakir, yoksul ve yolda kalmışların istifade edeceği vakıflar olduğu gibi, kendini ilme vermiş insanlara tahsis edilen vakıflar da vardır. Hatta o zamanlar vakıfçılık o kadar çeşitlilik arz ediyordu ki, yeni evlenecek genç kızlara çeyiz masrafı için kurulan vakıflardan; leyleklerin, bülbüllerin, kanaryaların bakımı için kurulan vakıflara kadar birçok vakıf mevcuttu.

Günümüzde de fakir ve muhtaç talebelerin okuması için, yardım gayesine matuf kurulan vakıflar bir hayli çoğalmıştır ki, bu da milletimizin cömertlik hissinin ne derece aşkın olduğunun en çarpıcı delillerinden biridir.

309