İçeriğe geç

İslâm’da bir araziyi kim canlandırırsa, o araziyi kullanma hakkı ona aittir. Ama bu, o arazinin mülkiyetini o şahsın üzerine geçirmesine sebep teşkil etmez. O şahıs, bu araziyi işlettiği müddetçe o yerin intifâ (kullanım) hakkına sahip olur. Bu kişi, üç yıl işletmeyi durdurduğu takdirde arazi onun elinden alınır ve bir başkasına verilir. Madenler için de aynı durum söz konusudur.

Bu safhada İslâm, üretimi düzenleyici ilkeler getirerek, her üretim faktörüne hakkını hiçbir şekilde haksızlığa maruz kalmayacak şekilde verilmesini ve fertlerin birbirlerine zarar verici davranışlar içine girmesinin engellenmesini emreder.

Bu ilkelerden en önemlisi, kazancın emek veya risk unsuruna dayanması, sermayenin emeksiz ve risksiz kazancı olan faiz gelirinin yasak olmasıdır. Bu ilkenin amacı, toplumun bütün fertlerinin iktisadî faaliyetlere ve üretim sürecine katılmasıdır.

Bu ilkeye göre fert, geçimi için ya bizzat emeğini ortaya koyar veya sermaye sahibi ise ve sermayesini kendi değerlendiremiyorsa, başkasına vererek kâr-zarar ortaklığı prensibiyle risk unsurunu göze alır. Böylece, üretimden, emeksiz veya risksiz pay almak mümkün olmayacağından toplumun bütün fertleri üretim süreci içinde yerlerini almış olurlar.

Diğer ilkeler ise, işsizlere iş bulmada yardım ederek onlara sosyal ücretin ödenmesi, haksız kazançlara yol açacak kumar, karaborsacılık, parayı piyasadan çekme (kenz), belirsiz alışverişler (garar), aldatma, zarar verme, lüks ve israf, cimrilik, fiyatları yükseltmek amacıyla tekel oluşturma ve benzeri eylemlerin yasaklanmasıdır.

Evet, verdiğimiz misallerden de anlaşılacağı üzere İslâm, iktisadî hayat adına vaz’ettiği prensiplerle, üretimden önceki dağıtıma bir denge ve ölçü getirerek diğer sistemlerden tamamen ayrılmıştır.

3. Üretim Sonrası Dağıtım

306