Vâkıa, hâlâ bu mağmumlar dünyasında azmini, ümidini koruyanlar da eksik değil; bugün hemen her yerde hakikat âşığı, ilim sevdalısı, hizmet eri ve mefkûre nesli diyeceğimiz bir hayli insan var. Ama ne acıdır ki, bunların da sesleri hareketlerinin önünde ve faaliyetleri gürültülerinin çok gerisinde. Bağıra-çağıra yürüdüklerinden bazen hayırdan daha çok şerre sebebiyet veriyor; vehimle oturup kalkanları evhamlandırıyor, ilhada kilitlenmiş ruhları endişelendiriyor ve oldubitti İslâm’dan nefret edenleri tahrik etmiş oluyorlar. Derken, her yanda anlamlı-anlamsız bir kısım sesler yükselmeye başlıyor; homurdanmaları homurdanmalar takip ediyor; zaman geliyor, yabancı servisler ve değişik lejyonlar harekete geçiriliyor, neticede o güne kadar yapılan her şey yıkılıyor; yollar tutuluyor, köprüler tahrip ediliyor; her şeyde bir kere daha gerisin geriye dönülüyor ve yapılan onca iş ve hizmet bir kin, bir nefret, bir gözü dönmüşlük tuğyanıyla hebâ olup gidiyor.. şimdiye kadar hep böyle oldu; aynı toplum içinde çeşitli kamplar oluştu.. kamplar arasında atışmalar-tartışmalar yaşandı.. zaman geldi, söz düelloları kaba kuvvet vuruşmalarına dönüştü ve derken ak-kara bütün bütün birbirine karıştı.
Oysaki İslâm’ın temelinde akıl, mârifet ve hikmet önemli birer yer işgal ederler. Tefekkür, tedebbür, istidlâl, içtihat İslâm toplumları için olmazsa olmaz esaslardandır. Cenâb-ı Peygamber (aleyhi ekmelüttehâyâ) ümmetini Kur’ân vesâyetinde aklın ve muhakemenin rehberliğine çağırır ve “İnsanın kıvamı, tamamiyeti aklıyladır; akılsızın dini de yoktur.”1 buyurarak bize her işimizde aklî ve mantıkî davranmayı salıklar. Zaten O, her zaman ilmin yanında olmuş, ulemâyı tebcil etmiş –yerinde açılabilir– ve dünyada ilk defa, kadın-erkek ilmin herkese farz olduğunu söylemiştir. “Hikmet Müslümanın yitirilmiş malıdır, nerede bulursa alsın.”2 diyen de O’dur.
Dipnotlar
- 1 ed-Deylemî, el-Müsned 3/217; el-Heysemî, Zevâidü Müsnedi’l-Hâris 2/803.
- 2 Tirmizî, ilim 19; İbn Mâce, zühd 15.