İslâm Dünyası
İslâm dünyası, var olduğu günden bu yana, tarihin hemen hiçbir döneminde, şu andaki hâl-i pürmelâli ölçüsünde bir tâli’sizlik yaşamamış ve bilebildiğim kadarıyla, bu seviyede asla ufkunun gerisinde de kalmamıştır. Bundan daha kötüsü de o, bugün bulunması gerekli olan nokta ile durduğu meş’um yer arasındaki mesafeyi görüp değerlendirebilecek durumda dahi değil. O, her şeye rağmen olabildiğine rahat; ne dert ne fikir sancısı ne yapıcı bir düşünce ne niyet ne de gönülden kopan bir heyecana sahip; aksine ufku bir sis gibi gamsızlıkla muhât; yaşama azmi kendi vicdanının darlığı içinde.. ve yarınlar adına -cismanî arzuları müstesna- ne bir emeli var ne de endişesi; kimi yerde cebbârlara kavaslık yapıyor; kimi yerde modern bir dilenci; kimi yerde fakr u zaruret pençesinde kıvrım kıvrım; kimi yerde de cehalet ve bağnazlıkla sürüm sürüm…
İslâm dini, müntesiplerine, faziletli olmayı, onurlu yaşamayı, ilme açık durmayı, varlığı güzel okumayı, kâinat ve eşyayı didik didik etmeyi, teşriî emirler gibi tekvînî esasları da en mükemmel şekilde yorumlayıp değerlendirmeyi emrediyormuş, onun umurunda bile değil; birkaç umurunda olan varsa da, onlar da ağızlarında fermuar, dinlenilmeme mahkûmu. Ayrıca bu dünyada, başka toplumlardan tevârüs edilen sefâhet en mergup bir meta ve teknolojik imkânlar onu terviç etme seferberliği içinde. Şaşkınlık yaşıyor başıboş kitleler, uyuşturucu ve fuhuş ağında bütün genç nesiller; çürüyüp gidiyorlar “Gönlümce yaşayacağım.” hülyalarıyla.