İçeriğe geç
13. Bölüm

Eskimeme Veya Yenilenme Cehdi

Bu dünyada fertler gibi toplumlar da duyguları, düşünceleri, var olma cehd ve heyecanlarıyla toprağın kuvve-i inbâtiyesine yaslanmış, havaya, güneşe, suya dayanmış bir tohum gibi önce filizlenmeye durur, ardından tomurcuğa, başağa yürür; miadı dolunca da ama hızlı, ama yavaş sallanır, yamulur, bağrında varlığa erdiği toprağa bir kere daha “Merhaba!” der ve kendini onun ağûşuna atar. Belli sistem, belli düşünce ve belli felsefe temsilcilerinin kaderi de bundan farklı değildir; gürül gürüldürler hayatlarının baharında; çevrelerine güller gibi gülücükler salarlar gençliklerinde ve olgunluk çağlarında; renk atar ve sararıp solarlar kendi hazanlarında. Kendi iç dinamiklerini iyi kullanmak suretiyle, kimileri uzun ömürlü kimileri de kısa, yürürler mukadder akıbetlerine.

Gün dönüp de ikbalin yerini idbar alınca, bütün hayatî aktiviteler de durur, nabızlar teklemeye başlar, renkler hazan yemiş yapraklar gibi sararır, hisler-heyecanlar diner ve her yan âdeta bir ölüm melodisiyle inler. Böyle bir çözülüşü bazen “ani’l-merkez” hareketin güçsüzlüğüne, bazen temsilcilerin mefkûresizliğine, bazen hedefe tam kilitlenememeye, bazen ruhlarda dünyevîliğin ağır basmasına, bazen de ilk günkü samimiyetin korunamamasına veririz ama, kim bilir, belki de gerçek sebep bunlardan biri, belki hepsi, belki de “Kudret-i Kâhire”nin esbap üstü meşîetidir. Bunlardan hangisi olursa olsun, insan yöneleceği kapıya yürekten yönelmez, gereken ciddiyet ve gayreti göstermez, her zaman daha engin mülâhazalarla bir tekâmül peşinde bulunmaz/bulunamaz, dahası her an yeni derinliklere açılma azmi içinde olmazsa, onun için renk atma da, sararıp solma da, hatta çürüyüp dağılma ve kendi enkazı altında kalıp ezilme de kaçınılmaz olur.

90