Tabiat ve cismaniyetlerine yenik düşenlerin, onca yaşama ve hayattan kâm alma tutkularına rağmen, eskiyip partallaşmalarına karşılık, bu irade ve azim insanları bütün bir ömür boyu dipdiri ve canlı kalmasını bilir ve her zaman değişik ölümsüzlük tavırları sergilerler. Okur ve yorumlarlar eşya ve hâdiseleri, görüp değerlendirdiği gibi nebilerin. İrtifadan irtifaa geçerler takılmadan arzın cazibesine ve sürtünme handikabına. Yürürler Allah’a yürüdükleri gibi ilklerin, beklentisiz ve pazarlıksız. Doymazlar imandaki neşveye, mârifetteki hazza ve Hakk’a gönül vermedeki lezzete. Hakk’a ulaşanları duyup görme onları daha bir şahlandırır; dökülüp yolda kalanları müşâhede ise bunları daha yürekten Allah’a yönlendirir.. yönelirler O’na, gördükleri hissizler, heyecansızlar karşısında, kulakları teşriî emirlere kapalı sağırlar ve tekvînî emirleri okuyamayan bahtsızlara rastladıkça.. onların bugünleri pırıl pırıl, tâli’leri aydınlık ve akıbetleri de hep nûrefşândır.
Her günü yeni bir diriliş faslı gibi göremeyenler, varlığı içinde bulundukları devrin büyüteçleri altında okuyup değerlendiremeyenler, her gün yeni bir âlem keşfediyor gibi kendini bir kere daha derinden mütalaaya almayanlar/alamayanlar ve insan, kâinat, Allah hakkında hemen her zaman dilimine daha engin mülâhazalarla bakamayanların zamanla hissiyatları açısından yaşlanmaları, neşelerini yitirip bir ölgünlüğe girmeleri, aşk u şevkleri adına bir humûdet yaşayıp kıvamlarını kaybetmeleri mukadderdir. Böyleleri bir yanılgı olarak kendilerini taptaze ve dipdiri görseler de her zaman bir tükeniş vetiresi içinde sayılırlar. Farkına varsınlar varmasınlar, yüreklerinde yükselme azminin bulunmayışına terettüp eden bir bitişle karşı karşıyadırlar. Dahası, anlamaz bunlar irtifa kaybettiklerini, inişe geçtiklerini ve –Hafizanallah!– gidip bir yere kapaklanacaklarını…