İçeriğe geç

Bütün bu olup bitenler karşısında, kim bilir niceleri, “Artık bu dünyadan hayır gelmez, gelecek bundan daha kötü olacaktır!” diyerek gidip yeis bataklığına gömülür; niceleri yaşama ümidini yitirir ve kendini bütün bütün salıverir..! Aslında iman ve ümitle beslenmeyen bir ruh için bu durum normal de sayılabilir; evet, eğer bugün yapılan şeyler yarın bir bir yıkılacaksa, insanlığa hizmet eden hasbîler birer eşkıya gibi takibe maruz kalacaksa; herkes kendi heva ve hevesine göre bir dünya kurmaya kalkacaksa, bunları yaparken de kendi kriterlerine göre ters gördüğü her şeyi yerle bir edecekse –ki bir iki asırdan beri bu tâli’siz coğrafyada işler hep böyle cereyan etmektedir– ne kimsede ümit kalır ne de azim ve irade.

Gariptir, bu tâli’i karartılmış dünyada, din, diyanet, ahlâk ve fazilet adına ortaya konan her olumlu hizmeti kuşkuyla karşılayan, bu yolda faaliyet gösterenleri suçlu gibi fişleyen ve herkesi şakî gören bir kısım tiran bozmaları ve onların şakşakçıları, nedense, bir türlü bu koca dünyanın yürekler acısı durumunu görmemekte veya görmezlikten gelmekte. Oysaki, bu coğrafyada ürperten bir durgunluk var; asırlardır dimağlar bir şey üretmiyor; güç kaynakları muattal.. her taraf harabe ve baykuşlara bayram.. dahası, sanki bu koca dünya, işsizlerin, güçsüzlerin içinde barındığı ufûnetli bir han..!

Şimdi arzu ederseniz, benim ifadelerime muvakkaten bir nokta koyarak İslâm dünyasının o yüreklere oturan ahvâl-i pürmelâlini merhum Âkif’in her zaman vicdanlarda ürperti hâsıl eden o içli mısralarına bırakalım:

44