İçeriğe geç
“ Musallat, hiç göz açtırmaz da… kanlı kâbusu, Asırlar var ki, İslâm’ın muattal, beyni, pazusu. “ Ne gördün, Şark’ı çok gezdin?” diyorlar; gördüğüm: Yer yer Harâb iller, serilmiş hânümanlar, başsız ümmetler; Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar; Buruşmuş çehreler, tersiz alınlar, işlemez kollar; Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar; Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar; Tagallüpler, esaretler, tahakkümler, mezelletler; Riyalar, türlü iğrenç iptilâlar, türlü illetler; ………………………………. Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar; “ Gazâ” namıyle dindaş öldüren biçare dindaşlar; Ipıssız âşiyanlar, kimsesiz köyler, çökük damlar; Emek mahrumu günler, fikr-i ferdâ bilmez akşamlar; Geçerken ağladım geçtim, dururken ağladım durdum; Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum. ………………………………. Derinlerden gelir feryadı yüzbinlerce âlâmın; Ufuklar bir kızıl çember bükük boynunda İslâm’ın. ………………………………. İlâhî! Gördüğüm âlem mi insaniyetin mehdi? Bütün umranı tarihin bu çöllerden mi yükseldi, Şu zâirsiz bucaklar mıydı vahdâniyetin yurdu; Bu kumlardan mı, Allah’ım, nebîler fışkırıp durdu?…”
45