İçeriğe geç

Bu Kitap, düşmanlıktan başka bir şey bilmeyen münkir tâli’sizlerin ve dostluğun hakkını veremeyen iz’ansız dostların bunca tecavüz, tebdil ve tağyir gayretlerine rağmen, yeryüzünü şereflendirdiği günden bu yana hep olduğu gibi kalmış ve kitaplar arasında vahiy orijinini koruyan biricik Allah mesajı olmakla serfirazdır.

Kur’ân, Levh-i Mahfuz’un en nadide pırlantası olarak nazil olduğu zaman, eşi-menendi olmama gibi bir mazhariyetle nazil olmuştu… Bugün de aynı parlaklık ve kıymetini, hatta daha da artırarak bütün ihtişamıyla devam ettirmektedir. Gelecek yıllar ise onun, güneşlere taç giydireceği yıllar olacaktır.

Kur’ân-ı Mübîn, ilk zuhuruyla, şarkı, garbı, şimali, cenubu ışıktan kollarıyla sardığında, uğradığı her yere bütün ilimleri de beraber götürmüş ve dünyanın dört bir yanını Cennet yamaçlarına çevirmişti. O gün ona sahip çıkanlar, onun o nurdan mesajlarını en mükemmel şekilde temsil ediyor ve insanlığa “Kur’ân medeniyeti”ne açılan yolları gösteriyorlardı. Bu öyle yüksek seviyede bir temsil ve gösterme idi ki, bugün dünyanın muallimi olduklarını iddia edenler, o gün olsalardı, Kur’ân talebelerine ancak çırak olabilirlerdi.

Kur’ân-ı Mecîd, öyle nurdan, ezelî ve ebedî mesajlarla gelmiştir ki, beden ve cismaniyetimizin yanında, kalb, ruh, akıl ve vicdanlarımızı da terbiye ederek bizleri geleceğin insanları olmaya hazırlamakta ve bizlere hedef olarak maddî-mânevî zirveler ötesi şâhikâları göstermektedir –ki bir kısım körler, sağırlar görüp duymasalar dahi– onun, aklı başında millet ve devletlerin sık sık başvuracakları bir kevser kaynağı hâline geleceğinden şüphe edilmemelidir.

Şayet günümüzün Müslümanları Kur’ân çizgisinde ve ilk Müslümanlar safvetinde hareket edebilselerdi, –ki bugün o istikamette ciddî gelişmelerin olduğu söylenebilir– bir hamlede sıçrayıp devletler muvazenesindeki yerlerini alacak ve taklit vadilerinde başkalarının türküleriyle teselli olmaktan kurtulacaklardı…

88