İçeriğe geç
19. Bölüm

Arkada Kalan Bir Buhranlı Dönem

Tarihin belli bir döneminde başlayıp, bugünlere kadar uzayıp gelen bir mizaç inhirafıyla, bize ait değerler hep horlandı, hep hakir görüldü. Bu dönemde, gönlünü bir kısım fantezilere kaptırmış, ruh dünyasıyla lime lime bazı gençler, bu güzel dünyamız ve onun, tarihin derinliklerinden gelen paha biçilmez değerlerini hep tiksinti duyan bir ruh haletiyle hatırladı.

Bizi ve dünyamızı tanımama bahtsızlığı içinde yetişen bu gençler, biraz alafranga olma merakı, biraz da dünümüzü ve bugünümüzü çok iyi bilememelerinden, his ve heveslerinin tesirinde kalıyor; daha kötüsü de, his ve heveslerini fikir zannediyor; bize ve geçmişimize ait şeyleri değersiz, fazla, hatta sevimsiz ve zevksiz buluyor, “Şarklılık ve Asyalılık” deyip geçiyorlardı. Dünden bugüne millet çoğunluğunun, sevip saydığı, zevkle yaşadığı şeyler, onların hissiyatlarına ters geliyor, zevklerine dokunuyordu.

Artık bu serâzât gönüllere hem ailelerinin, hem de bir kısım dinî, millî çevrelerin telkin etmeye çalıştıkları, dine saygı ve mukaddeslere hürmet gayretleri de alâka görmeden heba olup gidiyordu. Aslında onlara, devrin idrak ve anlayışına göre ve çağın diliyle dinî ve millî değerleri tefsir edip yorumlayacak çapta ne bir edip ve şairleri, ne de bir mütefekkir ve üstatları yoktu. Üstelik bunlar, hislerinin en amansız, iradelerinin en dermansız, nefislerinin en imansız ve tecrübelerinin de en yetersiz olduğu buhranlara açık gençlik dönemlerini yaşıyorlardı.

Vâkıa, her zaman gençlik ve çocukluk dönemleri, beşerî duygu ve düşüncelerin galeyana geçtiği, her fikrin, beraberinde bir kısım romantik mülâhazalar da getirdiği, muhakeme, his ve mantığın birbiriyle çarpıştığı tuhaflıklar ve gariplikler devresidir; ama o günkü gençlerin heves ve hevâ kaynaklı boşlukları bütün bütün farklılık arz ediyordu.

92