Gel, nefesinden bir vefa kokusu gönder; şeytanın bütün oyunlarını boz ve bizlere, Âdem Nebi’ye gösterilen tevbe yollarını göster!
***
Günümüzde pek çok düşünür, gelecek yılların Kur’ân’a açık yıllar olabileceği hususunda hemen hemen ittifak hâlindedir. Aslında, az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir sür’atle Kur’ân’a doğru kaydığı hemen sezilecektir.
Evet, artık bugün, en âmiyâne bakışlar dâhi, Kur’ân’ın ne denli kâinatla içli dışlı olduğunu sezebiliyor, onun varlık adına beyanlarındaki isabeti görüyor, mesajlarındaki güç ve nuraniyet karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlar.
Bugün, bu yüce Kitap’ın; varlığın bağrındaki sırları, tabiatın ruhundaki incelikleri zevkle mütalaa edilecek bir kitap şeklinde, ilim ve irfan erbabının gözleri önüne serdiğini, yine ilim ve hikmetle uğraşanlar söylüyorlar.
Evet, varlığı didik didik edip, onun, gaye, muhteva ve esaslarını herhangi bir tereddüde meydan vermeyecek şekilde açıklayıp ortaya koyan bu Kur’ân’dır!
İnsanın kalbî, ruhî ve fikrî hayatını tanzim edip ona en yüksek hedefleri gösteren ve elinden tutup gösterdiği hedeflere ulaştıran; lütufla, merhametle, şefkatle, adaletle muameleyi emredip onunla kötülükler arasında, âdeta aşılmaz engeller koyan yine o Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’dır.
Allah’ın insanoğluna bahşettiği sıhhat ve afiyeti, istidat ve kabiliyeti, imkân ve kuvveti en iyi şekilde değerlendirme ve bu mevhibelerden hakkıyla istifade etme yollarını gösterip insanları birbirine “bâr” olmaktan kurtaran yine bu ilâhî beyandır.
Bu öyle ışık kaynağı bir Kitap’tır ki; gönül verip arkasına düşenlerin ruhlarında hürriyet düşüncesi, adalet anlayışı, kardeşlik ruhu ve başkaları için yaşama arzusunu tutuşturarak, etten-kemikten varlıklara melekleşme âdâbını öğretip, onlara, iki cihan mutluluğuna giden yolları gösterir ve bu yolda kapıları ardına kadar açar…