İçeriğe geç

Kur’ân’ın resmettiği bu tip insan psikolojisinin çok iyi anlaşılması lazımdır ki, bilmeyerek yanıltılmayalım ve aldatılmayalım. Evet, onlar anarşi çıkarırken sulh yaptıklarını sanırlar ve terörle bir yere varılacağını zannederler. Bunun için de toplum hayatında, sınıflar arası mücadele hissini tetikleyerek sürekli kavgalara sebebiyet vermekte ve kitleleri birbirine düşürmektedirler. Böyle bir münafık karakterin geniş dairede toplum hayatına hâkim olduğunu düşünün, öyle bir toplumda herc ü merc kaçınılmaz olacak, zengin-fakir, çalışan sınıf-çalıştıran sınıf birbirinin hasmı hâline gelecek; bir yanda paraya hükmeden kapitalistler, beri tarafta ezilen fakirler.. derken gerginlikler arttıkça artacak ve korkunç ihtilaf ve iftiraklarla inleyen yığınlar kahrolup gideceklerdir.

Bu durumda, hayat-ı içtimaiyede amûd-i fikârî (omurga) konumunda bulunan orta sınıf ve bu sınıfı besleyen daha alt katmanlar yok olup gidecek; derken koskoca bir dünya emek ve sermaye mücadelesiyle sarsılacak ve neticede içtimaî, iktisadî hayat felce uğrayacaktır. Neticede bu anlayış, tam zıddıyla mukabele görmek suretiyle sistem alternatiflerinin doğmasına sebebiyet vererek toplumları iç içe karmaşalara sürükleyecektir ki, Liberalizm ve Kapitalizm karşısında Komünizmin doğması bu vetirenin sonucudur. Dikkat ederseniz bunlar, bu feci süreç sonunda sulh-u umumiyi temin edeceklerini söylüyorlardı. Aslında fesadı sulh görüyor ve kendilerini de ıslahçı kabul ediyorlardı.

Böyleleri, selim fıtratlarını kaybettiklerinden hayat-ı içtimaiye adına öldürücü zehir olan meseleleri şerbet diye sunuyor ve kendileri gibi bütün âlemi de sersem görüyorlardı.

Bir diğer husus da; onlar hem Saadet Asrı’nda hem de daha sonraki asırlarda bu fitne ve fesadı irtikâp ederken kendilerini uzlaştırıcı, arabulucu gibi görüyor ve takdir bekliyorlardı. İbn İshak’ın İbn Abbas’tan (radıyallâhu anh) rivayetinden anlaşılan şudur: Onlar “Biz ıslahçılarız.” derken şunu kastediyorlardı:

270