İçeriğe geç

Burada ifade etmeden geçemeyeceğim bir husus daha var ki, o da bir kısım harikulâde hâllere göz dikip bağlanmanın, öteden beri avam halkın şiarı olduğudur. Dünden bugüne şekerleme ile yol almak isteyen kimseler, kalblerinden geçen sırlara nigehbân olan birilerini hep büyük insan zannetmişlerdir. Kalbden geçen şeylerin başkası tarafından seslendirildiğine pek çok şahit vardır. Fakat Allah’a kul, Resûlullah’a ümmet olan bir insan ve İslâm’ı ikâme etme yolunda sahabî ruh ve şuurunu ihya istikametinde hareket eden bir topluluk bu türlü şeyler karşısında rükû etmeyecek, secdeye gitmeyecektir. O, yılandan çıyandan kaçar gibi bunlardan kaçacak, aklı ve mantığıyla beraber kalbini de ikna ederek Allah’la münasebetinde, o türlü şatahat ve pervasızca yapılan ve söylenen şeylerin insan için zararlı olabileceği endişesini taşıyacaktır. Böyle bir insan hiçbir zaman kul olduğunu unutmayacak, gelen harika nevinden şeylerle nazlanmayacaktır. O, Mevlâna gibi “Kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben Sana hizmette iki büklüm oldum. Kullar âzad olunca şâd olur; ben Sana kul olduğumdan dolayı şâd oldum.”85 diyecektir.

Bizler, her zaman Allah’a kul ve Resûl-i Ekrem’e bende olma duygu ve düşüncesiyle oturup kalkmalıyız. Bunun dışında kulluk sınırlarını zorlayıcı, pervasızca ve çoğu şatahat ifade eden, Allah’a karşı suiedep kokan tehlikeli şeylerden de uzak durmalıyız. Ben, sahabî yolunda olan bir topluluğun bu türlü şatahata meyletmeyeceği kanaatini taşıyorum. Eğer Allah, onların eliyle de harikulâde şeyler yaratırsa, “Rabbim ne kusurum vardı ki, böyle elâleme rezil ve rüsvay olacak hâle geldim!” demeli ve kat’iyen bunu sahiplenmemelidirler. İşte kâmilde ve büyükte olması gerekli olan anlayış ve düşünce bu olmalıdır.

130