İçeriğe geç

Üçüncüsü, şeriattan tarikata, ondan da hakikate geçmek: Bu hususu da bir vesile ile arz etmiştim. Bazı mutasavvıflar bunu bir esas olarak anlatırlar. Ancak İmam Rabbânî ve İmam Gazzâlî gibi mücedditler meselenin aksini söylerler. Hatta bir bakıma çok ileri seviyede vahdet-i vücutçu olan Niyazî-i Mısrî dahi “şeriat” redifli şiirinde bunun aksini söyler. Ona göre işin mebdei de din manasına şeriat, devamı da şeriat, müntehası da şeriattır. Yani çekirdek de şeriat, gövde de şeriat, semere de şeriattır. Fakat bunların hepsi ayrı ayrı görünümlerde ve semereleri de farklı farklı olduğundan, seyr u sülûk erbabı tarafından bu ağacın çeşitli durum ve merhalelerine ayrı ayrı adlar verilmiştir. Uzaktan bu ağaca, Sahib-i Şeriat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) nazarıyla bakan bir insan, ağacı bir ağaç bütünlüğünde görür. Ancak ağacı bütünüyle göremeyen, bir devrede sadece kökünü gören, ona “Bu, şeriattır.” der. Sonra biraz nazarı yükselince kökten kesilir, belli bir daire içinde, belli dalga boyu içinde onu farklı görür. O da bütün kevn ü mekânı birden göremediğinden belli bir noktayı görür; tıpkı bazı deliklerden dışarıyı seyreden insan gibi sadece deliklere tekabül eden yerleri müşâhede eder. Zira onun gözü bağlıdır; bu noktada gözünde kök kaybolur da sadece gövdeyi görür ve ona “tarikat” der. Belli bir müddet sonra nazarı daha da yükselir, gözünde gövde de kaybolur da artık yalnızca meyveyi ve çiçeği görür, ona da “hakikat” der. Bu, sübjektif, parçacı bir değerlendirmedir. Hakikatte o her şeyiyle bir ağaçtır. Ağaç bir çekirdekten meydana geldiği gibi yine bir çekirdeği semere verir. O çekirdek de yine bir ağacı semere verir ve her şey o ağaç etrafında döner durur. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) “tarikatçiyim ve hakikatçiyim” diyenin bütün düşüncelerini, manzar-ı a’lâdan bakan nazarıyla “şeriat” diye anlatır. Onlarsa dar kaplarıyla o ummana dalar ve sadece kovanın içindekine göre hükümler verirler. Yanlış anlamayalım; İmam Rabbânî Hazretleri, –Muhyiddin Arabî’nin de üstünde– tarikatta kemal noktayı, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) مَا اَنَا عَلَيْهِ وَاَصْحَابِي “Benim ve ashabımın yolu.” sözü içinde ifade eder. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in yolu budur.

115