İkincisi, hocadan mürşide geçmek: Şayet “hoca” denilen kimse, bizim gibi meselenin içinden habersiz, kışır insanlarsa ve “mürşid” derken de insanın içine nüfuz edebilecek, ruh âleminde mevcelenme meydana getirebilecek kâmil insanlar kastediliyorsa, bu söz doğrudur. İnsan, sadece meselenin lafını etmekle kalmayıp aynı zamanda dinlediklerini hayata hayat kılmaya çalışmalıdır. Kişinin, iç âleminde mevcelenme hâsıl etmeyen lafları dinlemeden uzak kalması gerektiği gibi, vazifeyi sadece laf söylemekten ibaret sayan kimse de bu işten sakınmalıdır. Çünkü her ikisi de boşa yoruluyor demektir. Onun için ben de yer yer kendi vicdanımda yaptığım işe karşı bir rahatsızlık ve tedirginlik hissetmişimdir. Ne zaman Cenâb-ı Hak beni içine nüfuz edemediğim bir vebal ve yük olan bu vaaz ve sohbet etme işinden kurtaracak ve başka liyakatli kimseleri getirecek diye hep bekleyip durmuşumdur. Ümit ediyorum ki, –inşâallah– O (celle celâluhu), samimi mürşidleri bize ihsan eder de işte o zaman sizler de böyle boş, kuru, kışır hocaları dinlemekten, dünyevî, maddî-mânevî câh arkasından koşan menfaatperest kimselerden kurtulmuş olur ve heyecanlarınıza hitap eden, hamaset destanları yazan gerçek mürşidlerin rahle-i tedrisi önüne oturmuş olursunuz. Pratikte görmediğimiz bu hususu soru sahibiyle beraber ben de kemal-i iştiyakla bekliyorum.