Allah’ın (celle celâluhu), ulûhiyet dairesinde eşi ve benzeri olmadığı gibi rubûbiyet dairesinde de eşi, menendi, ortağı yoktur. Bazen bir sultanın da misli, ortağı olmuyor gibi görünebilir. Fakat saltanatının ihtişamına rağmen bir kısım vezirleri, şerikleri vardır; onlar mâbeyn dairesinde onun tasarrufuna müdahale ederler. Mesela, riyaset-i cumhuriyede kalem-i mahsus müdürü, başbakanlıkta da bakanlar vardır. Bunların hepsi teker teker kendilerine ait vazifeleri yaparlar. Binaenaleyh tasarruf dairesi içindeki zat reis-i cumhur, başbakan gibi bir kişi olsa da tasarruf adına onun bir kısım vezirleri vardır. Allah’ın (celle celâluhu) Zât’ında, mâbudiyetinde şerik muhal olduğu gibi tasarruflarında da ortağı yoktur. Âyet bu durumu, لَوْ كَانَ ف۪يهِمَٓا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَاۚ “Şayet gökte ve yerde Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı oraların nizamı bozulurdu.”185 diyerek burhan-ı temânu ile ispat etmektedir. Bütün fiiller Allah’a aittir. O eker, yetiştirir, büyütür, biçer, yedirir.. hâsılı O, rubûbiyetinde de tektir. Nitekim âyette, وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ “Sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”186 buyuruluyor. Konuştuğumuz zaman konuşmamızı yaratan Allah (celle celâluhu) olduğu gibi yazdığımızda da yazmamızı yaratan Allah’tır. Bizde, boyutlarını bilemediğimiz, niyet mahiyetinde “irade” denilen bir şey vardır. “İrade” bizdendir ama her dairede fiil ve tasarrufu Allah’a vermek tevhid-i rubûbiyetinin gereğidir.
Hem zâtında hem de icraatında bir olan Hazreti Allah’a (celle celâluhu), sadece O’na kullukta bulunmaya da tevhid-i ubûdiyet diyoruz. Mülk ve mülkte tasarruf kendisine ait olan daire-i rubûbiyet karşısında bize düşen şey de işte bu kulluktur. Bu konuda en mükemmel kulluğu Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) sergilemiştir. Bizim yapmamız gereken O’nun kulluk performansını ortaya koymaktır.