Umumiyet itibariyle kelâmcıların, İslâm’ın ruhu sözünden anladıkları mânâ, daire-i ulûhiyet, rubûbiyet ve ubûdiyette tevhid akidesidir. Cenâb-ı Hak, Zât’ında birdir; eşi, menendi, şeriki, zıddı ve niddi yoktur. İhlâs sûresi bu durumu ifade ediyor: قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ﴿﴾ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ ﴿﴾ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ ﴿﴾ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً اَحَدٌ ﴿﴾ “De ki: O, Allah’tır, gerçek ilâhtır ve birdir. Allah Samed (Tam, eksiği olmayan, her şey Kendisine muhtaç olduğu hâlde, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan)’dır. Ne doğurdu ne de doğuruldu. Ne de herhangi bir şey O’na denk oldu.”184 Allah, tevhid-i ulûhiyeti ifade eden bu âyetler ile anlatılan bir Zât-ı Ecell-i A’lâ’dır. Biz O’nu, Kendi ifadeleriyle tanıyoruz.
227