İçeriğe geç

Evet, sahabilerin bu samimiyetleri karşısında insanın hayranlık duymaması mümkün değildir. Onlar, mal ve can adına her şeyin feda edilmesi gerekli olan zamanı çok iyi ayarladılar. Meselâ, bir gün kendilerine “Mekke’den dışarıya çıkın!” dendiğinde, arkalarında ağlayan çocukları, meleyen koyunları, böğüren sığırları vardı. Arkalarına dönüp bakmadan, İbrahimî bir ruhla, Halilî bir anlayışla çocuklarını, hanımlarını bırakıp gittiler. Eğer Hz. Ebû Bekir’e: “Niçin arkana dönüp bakmadın?” diye sorsalardı, “Bir insanım, Âişe’nin; ‘Baba, baba!’ diye yalvarışlarına dayanamaz ve ihtimal ki, kalbî alâka duyardım.. duyardım da bana denirdi ki ‘Yâ Ebâ Bekir, bir kalbte iki muhabbet olmaz!’ Ben de al birini, diyebilirdim.” derdi.

Bu ruhla hiç tereddüt etmeden, zamanı çok güzel ayarladılar ve o gün için her şeyin feda edilmesi gerektiğinden dolayı, gerekeni yaptılar. Daha sonra, o zaman feda ettikleri şeyler, maddî ve mânevî olarak, kat kat Allah tarafından kendilerine ihsan edildi. Mü’min, Mekke’de servetini bırakmıştı ama, Medine’de Allah üç-beş sene içinde bıraktıklarının kat katını ona verdi…

79