Belki de kader, Es’ad b. Zürare, Allah Resûlü’nün arkasında cuma namazı kılamayacak diye onu bu nasipten mahrum bırakmak istememiştir! Zira Allah Resûlü’nün şerefkudüm buyurduğu dakikalarda, Es’ad b. Zürare ebedî yolculuğa çıkmış bulunuyordu. Seniyye-i Veda’da söylenen türküleri o, berzahtan dinleyecekti. Berâ b. Âzib (radıyallâhu anh) ne zaman Es’ad b. Zürare’yi hatırlasa ağlardı. Niçin ağladığı sorulunca da bunları anlatırdı.
İtaat, cemaat olmaya has bir hâl ve keyfiyettir. İnsanlar cemaat hâlinde hareket etmeye başladıkları andan itibaren büyük veya küçük her dairede itaat ve inkıyat da önem kazanmıştır.
Bir mü’min, itaatin ne demek olduğunu bilmeli ve mutlaka itaat etmelidir. Efendimiz, kemal-i hassasiyetle bu iş üzerinde durmuş ve bu duygunun gelişmesi için lâzım gelen her şeyi yapmıştır. Biz bu mevzuda sadece bir iki misal arz edeceğiz.
Ammar b. Yasir ve Halid İbn Velid beraberce bir birlikte bulunuyorlardı. Bunların aralarında bir huzursuzluk çıktı. Halid, Ammar’a biraz sert konuştu. Bunun üzerine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ikisinin de hakkını verdi: (Ammar, Sabikûn-u evvelûnden yani ilk Müslüman olanlardandı. Fakat Halid de o birliğin başında kumandandı.) Ammar’a “Kumandanınıza itaat edeceksiniz.” dedi. Fakat beri taraftan da Halid’e: “Sakın sakın, ashabıma ilişmeyin!” dedi. Çünkü o daha önce iman etmişti.