Şimdi bir de meseleye cemaat ruhu ve itaat açısından bakalım: Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir azatlı köleye itaat ve inkıyadı, onu kumandan nasbederek öğretmiş oluyordu. Tabiî böyle bir operasyonu günümüzün şartlarına göre de değerlendirmemek icap eder. Zira o gün, köle hayvan muamelesi görüyor, efendileriyle beraber oturup yemek yiyemiyor, üçüncü sınıf bir insan olarak kabul ediliyordu. İşte Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) öyle birisini, onların başına getirdi; “İtaat ve inkıyat edin!” buyurdu.
Bu mevzuda Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), o kadar ısrarlıydı ki, vefat etmeden birkaç gün evvel babasının intikamını almak ve düşmanlara ders vermek üzere, Bizans’a teşkil buyurdukları bir ordunun başına, 20 yaşını henüz doldurmuş Üsame İbn Zeyd İbn Hârise’yi kumandan tayin etmişti. Hâlbuki bu orduda Ebû Bekirler, Ömerler birer nefer olarak bulunuyordu. Bununla da Efendimiz, yine bir cahiliye düşüncesini yıkmak; itaat ve inkıyat ruhunu oturtmak istiyordu. Çünkü Üsame, bir kölenin evlâdı ve fakirlerden fakir bir insan idi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de işte böyle fakir, genç ve bir köleden doğma birisine itaat ettirmek suretiyle, itaatin ne demek olduğuna dikkat çekiyordu. Allah Resûlü, bütün hayat-ı seniyyeleri boyunca itaat ve inkıyada çok ehemmiyet vermişti…
Yeniden O’nun düşünce dünyasında hizmet-i imaniye ve İslâmiye ile gerilen ve yeni bir diriliş hazırlayan günümüzün kudsîleri, evet bu güzideler kadrosu da -inşâallah- aynı şuurla meseleye sahip çıkarlar. Aksi takdirde her türlü perişanlık, dağınıklık, itaatsizlik, Müslümanları uzun zaman tünelde iki büklüm yürümeye mecbur ve mahkûm edecektir.